Kayıtlar

romantik terörist

Resim
masum bir meteorolojik gözlem olmaktan çıkan gri bulutlar ve ölgün ağaçlar çevreliyordu hikayesini çayı fincana nasıl döktüğü,  aldığı sebzeleri naylon torbaya nasıl doldurduğu...  kurgudan yoksun en iyi olasılıkla onu sevdiğimi söylerken sözcüklerim zamanla sınırlıydı ince düşlerin hepsini birden yaşamanın olanaksızlığıyla romantik nostaljiyi,  papatya çayının içinde eriyen korkuları bir daha hiç aklıma getirmeyerek öldürebilirdim içimde ama hiç yoktan banka kuyruğundaki bir yüz,  penceredeki mum ışığı yansıması, altımdan geçen sıcak kalorifer boruları bile nostaljik bir hızla arkadan yetiştirmeye çalışıyordu paylaşılmış deneyimlerle taçlanan anıları oysa şimdi sıradan bir insandan öte bir şey göremiyorum sen büyüsünden arınmış göz kapaklarımı kaldırdığımda sadece sus diyebiliyorum arzunun çocuksuluğuna daha sonra ardında kalan tuhaflıklarla yıkarım yüzümü aramızda yok denecek bir şey vardır hala

gözkapakları

Resim
göz kapaklarının sesini duyuyoorum ayaklarına kadar iniyor tenden örtün sana değiyorum, ısınıyorum sokulmadan sesin bastırıyor pandemi çığlığını gözlerinin sesi / bir meleğin sesinden bakıyormuşsun boğazım yanıyor / öyle diyorlar bu nefessizlik senden bana bulaşan tırnak etini gizli gizli kopardığında insan ve kanamasın diye yalvarırken daha çok bilmediğim bir zamandan beri hastayım bir suyun hayalinde yaşar gibi "ah insan!" der gibi kendi halimde ilacım yokmuşçasına dar ve çatlak bir kasenin içinde seni damardan alacak bir anıya bağlıyım dünyayı susturmanın notasını buluyorum bir dakika için değil tek bir ömür için değil bir nefes için değil göz kapaklarının sesi duyuyorum

fetal akrani

Resim
doğmadan sonlandırdığım bir umut gebeliği içimdeki oluşmasına izin vermediğim ya da yarım bıraktığım bir dizi çocuğum... yeşilin en sağlıklı tonunda uyuyorum yansımam şehrin bütün göllerinde aynı gitmişlerin vedası okunuyor topraktan keskin koku ve sigara izmaritlerinin hasarı dağlarca gökyüzündeki o buğulu çizgide uçmayı öğreniyor kuşlar çizgiden geçmeyi öğreniyor çocuklar bazı harflerin alfabeden silindiğini duyuyorum bir çocuk, bir çizgi, bir hayal ismi gibi bir cevizi sever gibi hastalıklı diye soluyorum havanı üç zamanlı bir şarkı çalıyor yerin içinden çalıyor; bir, iki ve üç anonim bir halk ezgisi, hislerime uyanıyor içindeki tek harfi değiştiriyorum bir taş kayıyor patika yoldan yerine hiçbir taş oturmuyor bir daha seneler geçiyor o çocukları görüyorum gözlerinde yazıyor ismi okuyorum ama duymuyorum bir daha sesini unutuyorum, telaffuzunun kulaklarımdaki izini her gün bir satırını siliyorum ve gitmiyorum artık suyu bulanan o şehre

mavi rüzgar

Resim
anıları çağırıyorum fotoğraflardan kilometreleri çağırıyorum görünmez adımlar atıyorum zamana binalar yıkılıyor, pasajlar, tüneller tekrar gidiyorum o eski yerlere kuzey rüzgarlarından geçiyorum sanki yürümeyi hiç unutmamışım gibi geliyor ay'da yürüyorum ve başka spiritüel rüyalarda kuru yaprakların sesini duyuyorum altıncı kattan çalkalanan bir toprak ve gecikmiş bahar soyut insanlar geçiyor gözümün önünden sokak yürüyor insanlığını örtüyor bazıları yüzlerinden ve insanlık giyiyor bazı hayvanlar, sıcak kan geçen kürklerinin üzerine bir zamanı yazıyor tarih sabır ve perişanlık arasında geçip gidiyorum

fotoğrafın fotoğrafı

Resim
kendini öpüyorsundur kadın şimdilerde seni kimse görmeyecek bir gitar çalıyor içinde, sıcak sahillerden çikolata renkli saçların eriyor terinle sanki her zaman gördüğü bir fotoğrafın fotoğrafı dünya alevden bir çemberden atlıyor yoruldu ve yaşlandı içi sanki hep gördüğüm bir fotoğrafın fotoğrafı elinde titriyor bugünler için ağlamışsın gibi o son gece kendini öpüyorsundur kadın rujun dökülüyor tenine parça parça değmemiş dünya görmüş gözleri doğanın hep imkansız dermiş gibi komik bir şaka durmuyor içinde atan can parmak uçlarında yürümek için akıyor zaman nasıl sevmeye başladın kendini nereden dokunmaya başlayarak kendini öptüğün zaman sarmaşıklar dökülür ellerine biliyorum kirpiğine yapışan kum tanelerine üflemeyen bir çocuk gibi umursamaz uğruna çölde yürüyor gibi buğulu bakışları kadın yine öpüyor kendini ve o an görüyorum bir fotoğrafın fotoğrafını, alev almış bu zehirli dünyadan atlıyor aşağı

papillon

Resim
döküntüye dönüştü bekleyişler alışkanlıklarımızdan başka neyimiz var, derken bildiğim nisan’lardan değil şimdiki bir kuytu, karanlık aramıyorum içimden başka gece yarısı çalan bir araba alarmını duymak gibi sancısı kalbimin kalan yarısını da gökyüzüne yolladım  kutlu olsun bu duvarlar ve pencere kutlu olsun papillon ve onun tattığı yok yere mahpus yaşamı...

bu zamanlar

Resim
yerküre kapkara bir yarasanın kanatları arasındayken utanıyorum utanıyorum hayattan keyif almaya çalışmaktan oysa seçebilirim su bardağındaki tek bir damla gözyaşını dünya bir kez dönmese  diyebilirim gözlerin için sular mazgallardan taşsa da tepetaklak olsam da içimin sessizliğinde ben senenin bu vakitleri hep aynı hataya düşerim ateşten bir kolye boynumda ateşten bir kemer ismi ellerin diye bir tablodan akıyor zaman ismini unutmayayım diye tekrar tekrar anıyorum seni soruyor içeride beşinci mevsimde tanıştığım bir ben sana soruyor, bana o kitapları kim okuyacak, kim öpecek görmeyen gözlerimden? ben evdeyim sevgilim ateşinin kokusunu buradan alıyorum biliyorum kışlara bahar giydirmek gibi biliyorum toplu mezarlar kazılıyor bir yandan ve bencilim hala seni istediğim için biliyorum dünya sahiden bırakmayacak dönmeyi gözlerinde bu hataya hep düşerim ben evdeyim şimdi sen de evdesin sevgilim

atlıkarınca 9 (derda’ya)

Resim
daha her şey hiçbir şeyken çok şey bilen o istanbul semti... İki küçük kızı ve o pastaneyi ve bir heykelin kucağında oturmayı dudakları kırmızı çok şey biliyor istanbul telvelerden resimleri o iskeleyi nargileyi ama bugünlerde uğranmıyor o semte fotoğraflar olmasaydı unutacağım anıları unutacağım saçındaki tokayı o yanakları, dişleri ve gülüşünü dişlerini sevmediğinden saklamayı daha aklının kesmediği zamanlardaki gülüşünü "korkmayın başınızın dönmesinden" derdi zaman hiç olmadı, kusardık ortalığa aynı andaydık aynı andaydık ve sevinirdim seni görünce ne zaman güldüğünü bilmek güzel atlıkarınca dönerken

gözleri kahverengiydi

Resim
gözlerinin gölgesi güneş yanığı gibi yüzümde kahverengi dökülüyor avuçlarım unutmuşum kalem tutmayı sürüler havalanıyor birden titrek, ürkek kelimelerden biraz daha alışıyorum duymadı mı yoksa duymuştur bazen duymam sadece bilirim sıkıntılarım aniden artar bir cümlenin altında inlemişiz bütün yıl kan lekesi gibi dağıldı bulutlar dağıldı ışık, kalın sarı perdelerinle örtmeye çalıştığın sarıyı hiç sevmem o gün sadece bir kelimelik anıymış rüyalarda seviştiğin ve yanındaki başka ten bir fotoğrafta gibi durdun kıpırdamadan fotoğraflar için hep aynı gülüş satılır kalabalıkta baş dönmesi öldüğünden beri ayak basmadığım çiçekler hala bir yerlerde güzel çiçekler ve çiçekli ölümler beni karanlığa bırakıp gittiler ezberden şiir okumayıp ezbere hayatı yaşamayı seçtiğimden sarhoş olmamak ruhsal bir eksikliktir aşık olmamak ruhsal bir eksikliktir anlamadığını bilmek eksikliktir sesini duymamak bir şarkı eksiktir insan olmak hep eksiktir tüm ihtimallerin bir senli...

isabel kasırgası

Resim
hayaletle yürümek gibi kendimle olmak varlığını her zaman bilip de ulaşamadığım bir şey var içimde kış geçiyor bu civardan lacivert gece çatılardaki kiremitlerden aşağı güzel yalanlar söyleyen dürüst bir insanım kendi ölüm ilanını gazetede görmek gibi donuk ama kendi ölünü gömmek kadar değil bilinci zamanı sayarak geçiriyorum saymayı bildiğim günlerden bazılarını pazartesiden perşembeye her şey toz ve gaz bulutuyken ne vardıysa hepsiyle onları senelerce gizli bir yerde sakladım ta ki hepsi birer takıntıya dönüşene dek bilmediğin kadar kötüyüm kendimi dağıtırken masumaneleri de öldürdüm es kaza göründüğü gibi değil görünen kadar değil hiçbir afet beni buradan götür, hazırım  bütün kanatlara, mucizelere aşka inanmaya ve sana burada yaşamak istemiyorum daha fazla ölü görmek... dilimden akıyor bütün kan sırlar ve yalanlara geri dönelim lütfen ancak o zaman öpüşebiliriz, içten ve tahrip etmeden. şimdi muhtemelen pençelerini daha da derine salıyor zaman ...

yeşil bina

Resim
eski bir apartmanın merdivenlerinde otururken hep şunu düşünüyorum; hepsinin ortak noktası beni sevmeyecek olmaları, hepsinin ortak noktası bu şehir bir beni almıyor içine seneleri eskitirken, kayboluyor adımlar "neden bu kadar mutsuzsun" diyerek artık mutsuzlar gişe yapmıyor ben ucuz laflar etmek için tekrar dolduruyorum diyaframımı benden önce çok yaşamış bu sokaklar beni hiçten bile saymıyor. hepsi başkasının eskisi görüyorum, çözüyorum dökülmüş yerlerinden hatta bazılarını daha terk edilmemiş pencerelerinden bahçesinde ağaç olmak bile geçmiyor kaderimde bazen sadece önünden geçen bir hayat kadınıymışım gibi başka hayatları emanet yaşayan hiçbir şeyin olamadan kendine ve zamana eskiyen

b’aşka

Resim
başka bir şeyi sevseydim,  melankoliyi sevdiğim kadar insanları mesela sevmeyi bilseydim -kendimden başlayıp- omzundan tutup gözlerine baktığım ilk insan olsaydım, aynasız kendime imkansız aşkım bir parça inansam bir kez iyilik yapsam zaman dursa yokuşun başında bir kedi dursa yokuşun başında kimse durmuyor onlara hiç iyilik etmedim aklımın köşelerine hiç iyiyi söylemedim beni şımartmayan çocukluğuma teşekkür ettim hep bir melankoliyi sevdim bir de duygusuzluk duygusunu yaşamayı

'kara (ankara)

Resim
Kapkara bir şehir buldum Kendimce, kendimden Rayların yalnız insanlarından geçerek, şekersiz çaylar içinden Buraya bakarlar, Burayı görmezler Burayı geçenler bir daha girmezler. Dört sancılı, bir bilinmeyen Her durakta senden geçer Belgisizliklere çiçekliğinden hiçbir şey kaybetmemiş kapkara bir çiçek açarken; Bu şehirde bir suçlu, Kırmızı elbisesiyle göğe bir olmak için Bu şehirde iki mutsuz Mutluluğun anlamını değiştirmek için... Denizlerin bittiği yer Uzağı bildiğim yer Bir bilmece için tek hece Bir mola Sınıra yaslanıp nefes alacak kadar kendimleyim. Bir dost kadar bu şehir. Gitmenin zor olduğu, Anlatılamayandan daha berrak Ve onun ötekileşmiş deryalarından katranca karalar kaplı Bir şehir buldum, Kendimi sırtlayıp dünü unutmak gerekçesiyle O şehirden döndüm Mavisi olan tüm şehirleri zifir edecek bir isle.

Gündüz Yıldızları

Resim
Geceye karşı en beceriksiz olduğum zaman yıldızlı halidir. Onları ancak sizden duyduğum laflara benzetirim. Hayalimdeki uzak mavi kıyıların kartpostallarına bakar gibi... Işık savaşları oynatırdım eski bir sinema makinesinden, gün sonu perdesine. Keyifle izlerdim o zamanın sakin melankolisini. Zaman ayırırdı günü olması gerektiği yerinden ikiye Hepsi, seneler önce başıma gelen bir olaydan sonra böyle karıştı. Mina Urgan'ın da tanıdığı, gündüz yıldızlarına rastladıktan sonra. Yıldızlı geceyi değiştirdim bilinmeyen bir ressamın ellerinden Geceden çaldım, güne sattım Bana acıyı öğretene bir kez daha aşık oldum Yaz saati uygulamasından başka bir şey bırakmadım anılara Gündüz yıldızlarıyla zamansızlığı öğrendim Geceyi beklememeyi Bir anda görünüp kaybolanların acısını sindirmeyi. Onlardan, ani atakların büyülü tarafını seçip çıkartmayı öğrendim Göğe ait olanları görmek için başımı kaldırmam gerekmediğini... Boynu tutulmayan bir yıldız aşığıyım, kim bilebilirdi Za...

Eşref Saati

Resim
Hangi "keşke ölsem" dileğim eşref saatime denk gelecek de Öleceğim sahiden? Kaç kırık götüreceğim peşimde, "Ölsem" diye haykırdığım yüzler de ölmek isteyecek mi benden sonra? Bari bunu düşünmekten kurtarsanız ya beni Fırlatsam tüm yükleri, kaybolsam sessizce Beni, benimle gelmeyecek kadar sevin yeter Bu kez, çok şey isteme hakkımı kullanıyorum Gitmem tahminimden uzun sürerse Ve aklıma sığmayan mutluluklar sızarsa inime Böyle demişti, diye gülün mutlu ölümümde Geçmişimin beceriksiz melankolisine

Ayın Huysuz Tarafı

Resim
Bazı ritüelleri yapamıyorum Her gün çay içemiyorum Bir takım beyazlardan kaçamıyorum Güneye bile gidemiyorum Her şey taze nane kokularını sevmek kadar kolay değil Mesela kalbi atan tazecikleri sevmek istiyorum, Genç aşık hikayelerinden olmak... Olamıyorum Sağ adımım fevri ve toy Sol adımım aksi bir ihtiyar Ben, beni toparlayamıyorum Boyum uzun Ama büyümekle derdim var Huysuz kalıp tatlı olamayan kadınlar tarafındayım Kanımda asabiyet var Ne ki, kendimden başka kimseye kıyamıyorum

Karanlık Yalan

Resim
Bana gelene kadar duvarlarımdaki tüm kandilleri söndür Bazı kalpler yalnız karanlıkta öpüşür Yalanlardan utanmamanın yolu belli Birbirimizin küçük deneyleriydik nasıl olsa... Koridorumun yontma taşlı projesi Beni iyi izle Yüzümün kül gibi olduğunu unutmak için bir saniyede Bana gelirken aklını yanında getirme mümkünse Ölmeye gitmekten başka yolları anlatıyorum ilk kez Duyduktan sonra unutmaya ihtiyacın olacak Lanetimin dibine düştün Bu tarifi iyi dinle Kapalı anlatımlarımın açık yaraları azdırdığını bilirsin Karanlık bunu harlayan en kuvvetli dostum olacak Gizliden planladığım son yalanı söyle benimle birlikte Kuşkusuz bu çekişmenin tek layığı, gözlerin içinden geçerek gitmekte Hepsinden sonra vicdanın paçavra gibi çöpe atılması olası Tabii sende mümkünse evvelden varlığı