Kayıtlar

Haziran, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bizler

Resim
Sevmemeliyiz, Bizim gibiler; Depremlerin içte mi yoksa yerde mi olduğunu çözemeyenler. Anlamamazlıktan morarır damarlar Boğazda elmas laflardan bir tıkanma... Hiç olmadı, sevdirmemeliyiz Ölüme yakın olmak gerçeği görmektir Hiç görmemiş gün ışıklarını gözlerinde parıltısı eksik olanlar Ve ben. Sükuta alerjik, kaşıntılı zihinlere dermansız aklın ipleri. Yine bizler; Dokunulmaz boşluğunda seyr edenler Kendinden usandırmış, herkesçe utanıllmış Toplumun yeraltı dünyaları  böyle kayıplarla doludur.

kayıp kadın

Resim
dizlerime vurduğum çekiçler hissizliklerim tellere vuran çekiçler, huysuz şarkılarım ziller o iç çekişler... ölüm kokuyor mor kokuyor renkler kokar mı? ne kadar kokarsa, o kadar siniyor yazgıma ruhum ölüyor laf anlatmıyorum ıslak, kirli ve vazgeçmiş toprak kadın ölüyor, yine kendini kandırarak bülbül ötüyor şarkısında tütünü, tütününde bülbüllüğüne ihaneti taşıyarak kadın görüyor gözleri son kez kanlı hisleri vuruşlarda ve doğmamış çocuklarda kaldı

sarı sayfalar

kirli kanımla birlikte gitti bütün güçsüzlüğüm sadece, artık okuyamadığım sarı sayfalara üzülüyorum göremediğim tatlılıklar,  geride; soğumaya bırakılan tüm bu hırs... ayaklarımın önüne yıldırım düşse bile umursamayacağım zamanlar bunlar  geceye ve ölüme benzer bir karanlıkla kuşatıldı,  hiçten ve her şeyden çıkan isyanlar üzüldüğüm bir tek onlar kaldı  kenarlarını kurtlar yemiş eski sarı sayfalar

zifir orman

bir iğne girdi sol yanağımdan,  adı dudakların.  sonrası kulağıma kadar uyuşuk...  ilk gençlik yıllarımı  yad ediyorum ısırganlara döndü saçlarım  hasta ettim, hasta oldum, hasta çıktım viranenden.  varsılların kararan şafağında bu gerçekten oldu,  tedavisi ve zehri çaresizliklerle yarıştı.  göğe uzanan dalları kucaklıyor ve toprağı içen tüm kökleri kalbime saplıyorum.  dudaklarına dayalı tüm ihtimal ve ölümler  -ben bir şeytanım ama bunu dert etmem- zifir orman beni çok kez gömdü günün sonu gece ve dünyanın sonu sendin. 

hiçten biri

tuhaflıkları severim ama kendiminkileri onlardan bıkacak kadar uzun süredir tanıyorum çoğu eskidi ve heyecansız artık kalbimin dilim kadar aşk sözlerine inanmadığı da belli iyi de değilim hatta belki en uzak durulası halim şimdiki aslında bu kasıntı cümlelerimin her biri sen olacaktın falan sen olmasaydın ve diğer tüm senler olmasaydı bende bu hayaller, bu gemiler bunlar şiir olsaydı, olabilseydi güneş çok uzak çok uzak ama hala benimdi diyebilirdim eğer dayanabilseydim hayallerin gerçeklerle öpüşmesine becerebilseydim sevmeyi, sevilmeyi konacak bir kalp olsaydı, küçücük ve loş garipsemezdim belki halimi belki yalan da söylemezdim ne kadar çok belki ne kadar çok şiir olmadı yazdıklarım hiçbiri hiçbir zaman sevmedim

garibin öyküsü

art arda üç kez bileklerini kesip başarısız olan ve vazgeçip mecburen bu bedenin içinde hapsolan garip adımlarını boşa atar, burnunu mermere vurdukça çakar yıldızları başına ve tükürür onları kaldırıma  kanla karışık  nefret kıvamında  sırtında eski bir hırka kahverengi yırtılmış, garip  sırtı eğri aklı seyrek yemiş ekmek arası tüm tahsillerini bu garip son on senedir aklıyla deli izmir'de tatil yapmayan tek çift göz, izler denizin mültecilerini onun da yüreği savaş onun da solundaki yamalı şişme bir organ çünkü sokakları adımlar, hepsinin adı var kendinden garip dalga kıranlara oturup göğe bakar merakla bir türlü ölemediği için buradan gidememek gitmekten garip

bye bye blues

eski bir binayım kendimi yıkacağım hoşçakal blue blues eski dostumu son kez öpeceğim gökyüzü için en bebek mavisi için yağmur son bir perde, eli kirli çocuklara yağmur son bir perde, moloz yangını vaftizlere haberimi dönmezlere göndereceğim adı çanlardaki kadın hepsi benim benden geriye doğanları seyretmem için matem hoşçakal yine en tatlı kelime maviyken mavi kulaklarım için mavi gözlerim için mavi uluslararası intihar timleri için

sanki

hangi günahım için beni kendinde öldürdün?  tek gidişli sokaklar ruhuna  değerdi sanki  palavra  kimsenin yüzünden değil kimi seçimden, çoğu yüzsüzlükten cennete gidip cehennemden dönmeden sanılır bu dünyanın en zoru giyeceksiz, yiyeceksiz kalmaktan yok  en azılı, hiçlere diyeceksiz kalmaktan katarakttan yanlış bakmaktan tek gidişlik biletlerden giderdik sanki  yine yaygın ağızlardan mecazlara palavra  beni hangi suçlardan kendince öldürdün?  kimliksiz, kimsesiz, yalandan biterdi sanki dönüp gidince  sövüp içine, derine ve inceden  beni hangi benlerden aşağı attın sinsice?  değerdi sanki ahmaklığa yalanı yerken, şarabı içerken aşksız  palavra 

yağmur sesi

sabahın insanlığından çıkmamış saatlerinde yağmur kurtarmıyor titrek telaşları bir kadının dikenli parmakları bir kadının gergef işlemekten iğneler batmış parmakları varsa acısı yağmurdan geri  sessizlikten öte  kurtarmıyor adamın bakışları  kırıyor arzuları inceden  inlerken  inim inim  unutmam söylenen hiçbir şeyi sen de öyle misin pek bilmem döner döner vurur mu kabzası geçmişin döner mi fiziken icap eden eller sahibine belkiler savaşır eni konu iki kırgın kadeh tokuşur  gülümsemeyerek boğaziçi'nde sis yutmuş vapurları adam mı diner yağmur mu  ölürmüşüm yüz yaşımda eflatunlar içinde  sen boş odanın tek ışık giren penceresi kurtarmıyor sabahın ıssız çiseleri

morfinsiz

morfinsiz çekip atıyorum her akşam bir hatıranı geride kan revan etlerim geriye kalmıyor mecalim ün, rütbe; pastan duvarları anılarsız harabeyim bir yakıcı geç kalınmışlık aşısı solgun duvarlardan, izleri kaygan acım yarışır yiten topraklarla bir karanlık kopardım bir beher içtim, saydam / genzim sızılı morfinsiz çekiyorum damarlarımı / ok ve yay morfinsiz çekiyorum düşlerin sancısını

kızıl tuzak

hiçbir şey bilmiyorum bana yargılardan ör bir saçak gözlerinde yabancıyı görüyorum kelimeler yalan / uydurmalar kucak kucak kanayan parmaklarımdan ihaneti emiyorum iğneler boğazımda / yutkunmaya doğmadan seni kor ateşlere sürüyorum istikbalin zehir, zifir, zemberek dumanın mahpus / malumun azap 

sahil boyu

karanlığa kucak olmuş bronz yıldızlar gözlerinde sahil gözlerinde çığlıklar uçtan uca habersiz / kilometrelerden daha ışıklar çakıyorum karşı kıyılara ve cevaplar alıyorum her birinden uzağı söylüyor her hüzmesi uzağın adı aklımda karanlığa kayıp olmuş kedilerin kuyrukları sahil mi kokuyor çürük benim aklım mı ışıklar alıyorum gözlerim için / senin için sevgilim mi uzak yoksa uzak mı olmuş rüya

alametler

bir yolum var kazıyorum  ışıklı mı karanlık mı kurtulsak mı / ya da tutsak dar geçitli, ipten ince ölüyorum geldiler bu başımda duranlar kim cismi yok ismi dilimin ucunda  soracak gibi ben sormadan ölüm var ki geldiler cereyan ediyor kapatın kapıları biliyorum o değil zümrütün ardında aşklar olmuş ah'lar olmuş hiçbiri benden yana değil ölüyorum bu parçalar artık beden değil mavi gece gibi kurbağalar gibi, sıçrayan ruhumdan aşağı ölüyorum tersim dönmüş hayalleri inmek yukarı ve sormak zamanı söyleyin başımdakiler kim bu şafaktan önce gelen biliyorum derdiler ölüm vaktinden önce görünen