Kayıtlar

Nisan, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

romantik terörist

Resim
masum bir meteorolojik gözlem olmaktan çıkan gri bulutlar ve ölgün ağaçlar çevreliyordu hikayesini çayı fincana nasıl döktüğü,  aldığı sebzeleri naylon torbaya nasıl doldurduğu...  kurgudan yoksun en iyi olasılıkla onu sevdiğimi söylerken sözcüklerim zamanla sınırlıydı ince düşlerin hepsini birden yaşamanın olanaksızlığıyla romantik nostaljiyi,  papatya çayının içinde eriyen korkuları bir daha hiç aklıma getirmeyerek öldürebilirdim içimde ama hiç yoktan banka kuyruğundaki bir yüz,  penceredeki mum ışığı yansıması, altımdan geçen sıcak kalorifer boruları bile nostaljik bir hızla arkadan yetiştirmeye çalışıyordu paylaşılmış deneyimlerle taçlanan anıları oysa şimdi sıradan bir insandan öte bir şey göremiyorum sen büyüsünden arınmış göz kapaklarımı kaldırdığımda sadece sus diyebiliyorum arzunun çocuksuluğuna daha sonra ardında kalan tuhaflıklarla yıkarım yüzümü aramızda yok denecek bir şey vardır hala

gözkapakları

Resim
göz kapaklarının sesini duyuyoorum ayaklarına kadar iniyor tenden örtün sana değiyorum, ısınıyorum sokulmadan sesin bastırıyor pandemi çığlığını gözlerinin sesi / bir meleğin sesinden bakıyormuşsun boğazım yanıyor / öyle diyorlar bu nefessizlik senden bana bulaşan tırnak etini gizli gizli kopardığında insan ve kanamasın diye yalvarırken daha çok bilmediğim bir zamandan beri hastayım bir suyun hayalinde yaşar gibi "ah insan!" der gibi kendi halimde ilacım yokmuşçasına dar ve çatlak bir kasenin içinde seni damardan alacak bir anıya bağlıyım dünyayı susturmanın notasını buluyorum bir dakika için değil tek bir ömür için değil bir nefes için değil göz kapaklarının sesi duyuyorum

fetal akrani

Resim
doğmadan sonlandırdığım bir umut gebeliği içimdeki oluşmasına izin vermediğim ya da yarım bıraktığım bir dizi çocuğum... yeşilin en sağlıklı tonunda uyuyorum yansımam şehrin bütün göllerinde aynı gitmişlerin vedası okunuyor topraktan keskin koku ve sigara izmaritlerinin hasarı dağlarca gökyüzündeki o buğulu çizgide uçmayı öğreniyor kuşlar çizgiden geçmeyi öğreniyor çocuklar bazı harflerin alfabeden silindiğini duyuyorum bir çocuk, bir çizgi, bir hayal ismi gibi bir cevizi sever gibi hastalıklı diye soluyorum havanı üç zamanlı bir şarkı çalıyor yerin içinden çalıyor; bir, iki ve üç anonim bir halk ezgisi, hislerime uyanıyor içindeki tek harfi değiştiriyorum bir taş kayıyor patika yoldan yerine hiçbir taş oturmuyor bir daha seneler geçiyor o çocukları görüyorum gözlerinde yazıyor ismi okuyorum ama duymuyorum bir daha sesini unutuyorum, telaffuzunun kulaklarımdaki izini her gün bir satırını siliyorum ve gitmiyorum artık suyu bulanan o şehre

mavi rüzgar

Resim
anıları çağırıyorum fotoğraflardan kilometreleri çağırıyorum görünmez adımlar atıyorum zamana binalar yıkılıyor, pasajlar, tüneller tekrar gidiyorum o eski yerlere kuzey rüzgarlarından geçiyorum sanki yürümeyi hiç unutmamışım gibi geliyor ay'da yürüyorum ve başka spiritüel rüyalarda kuru yaprakların sesini duyuyorum altıncı kattan çalkalanan bir toprak ve gecikmiş bahar soyut insanlar geçiyor gözümün önünden sokak yürüyor insanlığını örtüyor bazıları yüzlerinden ve insanlık giyiyor bazı hayvanlar, sıcak kan geçen kürklerinin üzerine bir zamanı yazıyor tarih sabır ve perişanlık arasında geçip gidiyorum

fotoğrafın fotoğrafı

Resim
kendini öpüyorsundur kadın şimdilerde seni kimse görmeyecek bir gitar çalıyor içinde, sıcak sahillerden çikolata renkli saçların eriyor terinle sanki her zaman gördüğü bir fotoğrafın fotoğrafı dünya alevden bir çemberden atlıyor yoruldu ve yaşlandı içi sanki hep gördüğüm bir fotoğrafın fotoğrafı elinde titriyor bugünler için ağlamışsın gibi o son gece kendini öpüyorsundur kadın rujun dökülüyor tenine parça parça değmemiş dünya görmüş gözleri doğanın hep imkansız dermiş gibi komik bir şaka durmuyor içinde atan can parmak uçlarında yürümek için akıyor zaman nasıl sevmeye başladın kendini nereden dokunmaya başlayarak kendini öptüğün zaman sarmaşıklar dökülür ellerine biliyorum kirpiğine yapışan kum tanelerine üflemeyen bir çocuk gibi umursamaz uğruna çölde yürüyor gibi buğulu bakışları kadın yine öpüyor kendini ve o an görüyorum bir fotoğrafın fotoğrafını, alev almış bu zehirli dünyadan atlıyor aşağı

papillon

Resim
döküntüye dönüştü bekleyişler alışkanlıklarımızdan başka neyimiz var, derken bildiğim nisan’lardan değil şimdiki bir kuytu, karanlık aramıyorum içimden başka gece yarısı çalan bir araba alarmını duymak gibi sancısı kalbimin kalan yarısını da gökyüzüne yolladım  kutlu olsun bu duvarlar ve pencere kutlu olsun papillon ve onun tattığı yok yere mahpus yaşamı...