Kayıtlar

2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
Resim
belki bana verdiği son acıdır bu tekrarlar silsilesi günün sonunda bıraktığım parçalarımdan her birini şimdi çağır da gelsin aşka dua edip ait olmadığın yerlere gitmek üzere  artık susmak geliyor içimden zaman sanki bir rüzgar ve o rüzgarın tadı hep aynı.  saçlarının dalgasına yüzdüğüm, boğulmak üzere  aynı güne her dakika uyandırdığın gözlerinde  zaman hiç bu kadar hiç olmamıştı  yağmurun tadı aynı  biz ayrı  içi sıkılmış evlerde bir karanlık diziymiş bu  bildiklerimi unutmak istiyorum seni beni vurmak  kalemi kitaba vurmak sağı sola  rüzgar sana, bana hasret dağılmıyor bulutlar ben unutmak istiyorum  ama tahammül edemiyorum beklemeyi unutmaya

melun beste

Resim
boş bakıyorum manzaralara tanıdığım benden uzak  gördüğüm seni unutarak siyah beyaza eskitiyor gözlerim  bir gece daha ekliyorum eksi tarafa  kolkola gülüşler geçiyor yanıbaşımdan biraz melun biraz garip bütün eylül'ler yalan  bütün şairler yalancı  ne o seven kalp var gecede ne baharın tadı  yalnızlık satıyor bu bulaşıcı esrime git başımdan anlamıyorum insanlığımı  aklımın dalgaları vuruyor kıyılara bir sen çağırıyor şarkılar bir sen itiyor geri yine bir yıldız göz kırptı sanıyorum git aklımdaki sen, cehennem kurşunu  adın sancıyor rüzgarda  kanlı hazan, kanlı ay gözyaşı kan kırmızı 
Resim
bir sinek gibi içine çekip öldürüyor ışığında, uzak olan tek şey uğruna yakın olabileceklerden kaçış 

estet ve fandango

Resim
 öyle doğru laflar ediyor  öylesine yanlış adamlar  değiştiremiyorum kış avcıları gibi dönüyoruz eve  karda kan izi  karda kan izi herkes bir parça cehennem yapmış kendini  kadının siyah saçları uyur toprağa  sığmıyor ayak izleri  aşikar eski bir yanlışa aşk yapmış kendini kimi gözlerini kapıyor yaşarken susturucudan çıkan mermi oluyor doğru adam  onun yanlış lafları vuruyor kalabalık bir evlilik fotoğrafını sessiz karda kan  izi  karda kan izi 

kedi

Resim
bir ayağım ötekine değiyor masanın altında  kedi sanıyorum kendi ayağımı örtüyorum oramı buramı  dürtüyorum bakıyorum yanlış taraflara  onun bunun elini kolunu nereye koyacağını bilmediğinden bir sigara koyduğunu duyuyorum iki parmağının arasına  birkaç gülümseme konduruyorum  kolonlardaki aynaların yansıyan bir parça ağız, bir parça burun ve bir parça alnına bir adam görüyorum  önce elleri, sonra tümden adam gözlerini kaçırıyor garsondan aşk sözleri kaçırıyor kapalı ağzından edepsiz laflar kaçırıyor  beyaz masa örtüsündeki sigara yanığının üzerinde gezdiriyorum parmaklarıımı yaranın üzerinde gezdiriyorum parmaklarımı yaranın yerini biliyorum  bu adam boş yere konuşmuyor boş sandalyeyle

ve perde

Resim
kan akıyor burnumdan oluk oluk  bacaklarıma banyonun fayanslarına bir psikopat gibi diyorum  ellerimle tutmaya çalışıyorum kanı havada tutmaya çalışıyorum sanki ellerimle tuttuğumda beyaz olacak  akacak geçmişimin pasından, pak ve hür etmeye bir küvet kenarları sarı  bir küvet ve resimler çiziyorum  nefes nefese resimler  ben solumayı unutuyorum  kesik bir kulak çiziyorum  o kulağı anneme gönderiyorum telefondan  her seferinde farklı olan bir imza atıyorum  bir isim takıyorum kendime eski lakapları hatırlamaya vakit yokmuş, dehlizlerden koşuyorum selam veriyorum, beni hiç tanımayan bir manav bir bakkal görüyorum  el sallayıp birkaç tanıdık ağaca sarılıyorum  endişe kokmuyor sanıyorum ya da hiçbir şey kokmuyor artık  birkaç siren sesi görüyorum gözlerde  koşuyordum ışıkskzdım hatırsızdım pek bilmiyorum kırmızı olmak isteyen bir duş perdesine sarılmıştım

diri

Resim
geceye ayı örtüp  güneşi doğurdum denizde suyu yalayan o pembe maviyi kimseye anlatamam saksağanların kavgası mı beni uyandıran?  yattığım yerden bir yabancı manzara  çok yeni tanıyorum bazı çocuk olmakları ellerimde böğürtlen lekeleri  eteklerimde dikenler çoğullar yutkundu gitmelerin sesi bile pembe mavi  o kavgada ben de varım  bozdum, yine bozarım  bu hep böyle bilindi, biline

gülün halimize

Resim
saat sabahın 5'i ve uyanıksak biliyoruz martılar gülüyor halimize  bakmaya hasta gözlerdeki sen,  optik bir yanılsama  bendeki değişmeyen sen,  umutsuz çaba  saat sabahın 5'inde  daha hiç uyumamışsak daha hiç uyumamışsak birlikte  gülümse kader  kara kanatlarına gülümse 

fabrika ayarları

Resim
aşkım kayıp eşyalar kısmında henüz şüpheyle zehirlenmemiş hakikati bekliyor  terk edilmiş bir avuç anda kalmışlık mı diyeyim bir defter sayfası mı tutunduğu  bilirsiniz bütün uyuyamayanlarla iş birliği içindeyim  bilirsiniz iflas etmiş bir bankayı soyuyorum çıplak elle cennetin cehennemini duyuyorum  cennetin dikte edildiği yerde  bilirsiniz aşkım dönecek fabrika ayarına  kapananlar açılmak  gelenler gitmek  gün beklemek  her şey bitmek içindir biline

soylu çürüme

Resim
artık saatleri onunla doldurmak faydasız  kederleri iki kat yaşamak ve dahası güneşi görmeyen dalları gibi bir ağacın sigarayı ciğerine çekmiş bir asi gibi kuru  şeytanın esnemesinden çıkmış tembellikte nefesim  aşk venüs'süz, savaş mars'sız  sevinçlerimiz,öpüşlerimiz; düşünmek ama taşınamamakta kaldı  bundan sonra olacaklar beklenmedik ve  acısız hepsi anlamsız, hepsi böcek ruhumda  birbirimize dokunmuştuk diyorum  o halde bizler varız  bir zamanlar bazenlere eksildi  biz yine varız  sinsiden böcekler girdi kulağıma  kulağımda yuvaları; beynimde, damarımda kırmızı ve maviler  mavi damarlar, yeşile çalan damarlar, toprak tadında damarlar  içimdeki ritmik adımlar  bu iki kişilik bencillik  ve iki kişilik yalnızlık  cehennemin gözleri yok  anılar dönmeze tutsak  kızgınlığın yerinde, utanç ve idrak  kalan tek kuş, hatıra olmaya uçan siyah bir ışık hüzmesi bunu daha önce yaşayan bir ruha anla...

romantik terörist

Resim
masum bir meteorolojik gözlem olmaktan çıkan gri bulutlar ve ölgün ağaçlar çevreliyordu hikayesini çayı fincana nasıl döktüğü,  aldığı sebzeleri naylon torbaya nasıl doldurduğu...  kurgudan yoksun en iyi olasılıkla onu sevdiğimi söylerken sözcüklerim zamanla sınırlıydı ince düşlerin hepsini birden yaşamanın olanaksızlığıyla romantik nostaljiyi,  papatya çayının içinde eriyen korkuları bir daha hiç aklıma getirmeyerek öldürebilirdim içimde ama hiç yoktan banka kuyruğundaki bir yüz,  penceredeki mum ışığı yansıması, altımdan geçen sıcak kalorifer boruları bile nostaljik bir hızla arkadan yetiştirmeye çalışıyordu paylaşılmış deneyimlerle taçlanan anıları oysa şimdi sıradan bir insandan öte bir şey göremiyorum sen büyüsünden arınmış göz kapaklarımı kaldırdığımda sadece sus diyebiliyorum arzunun çocuksuluğuna daha sonra ardında kalan tuhaflıklarla yıkarım yüzümü aramızda yok denecek bir şey vardır hala

gözkapakları

Resim
göz kapaklarının sesini duyuyoorum ayaklarına kadar iniyor tenden örtün sana değiyorum, ısınıyorum sokulmadan sesin bastırıyor pandemi çığlığını gözlerinin sesi / bir meleğin sesinden bakıyormuşsun boğazım yanıyor / öyle diyorlar bu nefessizlik senden bana bulaşan tırnak etini gizli gizli kopardığında insan ve kanamasın diye yalvarırken daha çok bilmediğim bir zamandan beri hastayım bir suyun hayalinde yaşar gibi "ah insan!" der gibi kendi halimde ilacım yokmuşçasına dar ve çatlak bir kasenin içinde seni damardan alacak bir anıya bağlıyım dünyayı susturmanın notasını buluyorum bir dakika için değil tek bir ömür için değil bir nefes için değil göz kapaklarının sesi duyuyorum

fetal akrani

Resim
doğmadan sonlandırdığım bir umut gebeliği içimdeki oluşmasına izin vermediğim ya da yarım bıraktığım bir dizi çocuğum... yeşilin en sağlıklı tonunda uyuyorum yansımam şehrin bütün göllerinde aynı gitmişlerin vedası okunuyor topraktan keskin koku ve sigara izmaritlerinin hasarı dağlarca gökyüzündeki o buğulu çizgide uçmayı öğreniyor kuşlar çizgiden geçmeyi öğreniyor çocuklar bazı harflerin alfabeden silindiğini duyuyorum bir çocuk, bir çizgi, bir hayal ismi gibi bir cevizi sever gibi hastalıklı diye soluyorum havanı üç zamanlı bir şarkı çalıyor yerin içinden çalıyor; bir, iki ve üç anonim bir halk ezgisi, hislerime uyanıyor içindeki tek harfi değiştiriyorum bir taş kayıyor patika yoldan yerine hiçbir taş oturmuyor bir daha seneler geçiyor o çocukları görüyorum gözlerinde yazıyor ismi okuyorum ama duymuyorum bir daha sesini unutuyorum, telaffuzunun kulaklarımdaki izini her gün bir satırını siliyorum ve gitmiyorum artık suyu bulanan o şehre

mavi rüzgar

Resim
anıları çağırıyorum fotoğraflardan kilometreleri çağırıyorum görünmez adımlar atıyorum zamana binalar yıkılıyor, pasajlar, tüneller tekrar gidiyorum o eski yerlere kuzey rüzgarlarından geçiyorum sanki yürümeyi hiç unutmamışım gibi geliyor ay'da yürüyorum ve başka spiritüel rüyalarda kuru yaprakların sesini duyuyorum altıncı kattan çalkalanan bir toprak ve gecikmiş bahar soyut insanlar geçiyor gözümün önünden sokak yürüyor insanlığını örtüyor bazıları yüzlerinden ve insanlık giyiyor bazı hayvanlar, sıcak kan geçen kürklerinin üzerine bir zamanı yazıyor tarih sabır ve perişanlık arasında geçip gidiyorum

fotoğrafın fotoğrafı

Resim
kendini öpüyorsundur kadın şimdilerde seni kimse görmeyecek bir gitar çalıyor içinde, sıcak sahillerden çikolata renkli saçların eriyor terinle sanki her zaman gördüğü bir fotoğrafın fotoğrafı dünya alevden bir çemberden atlıyor yoruldu ve yaşlandı içi sanki hep gördüğüm bir fotoğrafın fotoğrafı elinde titriyor bugünler için ağlamışsın gibi o son gece kendini öpüyorsundur kadın rujun dökülüyor tenine parça parça değmemiş dünya görmüş gözleri doğanın hep imkansız dermiş gibi komik bir şaka durmuyor içinde atan can parmak uçlarında yürümek için akıyor zaman nasıl sevmeye başladın kendini nereden dokunmaya başlayarak kendini öptüğün zaman sarmaşıklar dökülür ellerine biliyorum kirpiğine yapışan kum tanelerine üflemeyen bir çocuk gibi umursamaz uğruna çölde yürüyor gibi buğulu bakışları kadın yine öpüyor kendini ve o an görüyorum bir fotoğrafın fotoğrafını, alev almış bu zehirli dünyadan atlıyor aşağı

papillon

Resim
döküntüye dönüştü bekleyişler alışkanlıklarımızdan başka neyimiz var, derken bildiğim nisan’lardan değil şimdiki bir kuytu, karanlık aramıyorum içimden başka gece yarısı çalan bir araba alarmını duymak gibi sancısı kalbimin kalan yarısını da gökyüzüne yolladım  kutlu olsun bu duvarlar ve pencere kutlu olsun papillon ve onun tattığı yok yere mahpus yaşamı...

bu zamanlar

Resim
yerküre kapkara bir yarasanın kanatları arasındayken utanıyorum utanıyorum hayattan keyif almaya çalışmaktan oysa seçebilirim su bardağındaki tek bir damla gözyaşını dünya bir kez dönmese  diyebilirim gözlerin için sular mazgallardan taşsa da tepetaklak olsam da içimin sessizliğinde ben senenin bu vakitleri hep aynı hataya düşerim ateşten bir kolye boynumda ateşten bir kemer ismi ellerin diye bir tablodan akıyor zaman ismini unutmayayım diye tekrar tekrar anıyorum seni soruyor içeride beşinci mevsimde tanıştığım bir ben sana soruyor, bana o kitapları kim okuyacak, kim öpecek görmeyen gözlerimden? ben evdeyim sevgilim ateşinin kokusunu buradan alıyorum biliyorum kışlara bahar giydirmek gibi biliyorum toplu mezarlar kazılıyor bir yandan ve bencilim hala seni istediğim için biliyorum dünya sahiden bırakmayacak dönmeyi gözlerinde bu hataya hep düşerim ben evdeyim şimdi sen de evdesin sevgilim

atlıkarınca 9 (derda’ya)

Resim
daha her şey hiçbir şeyken çok şey bilen o istanbul semti... İki küçük kızı ve o pastaneyi ve bir heykelin kucağında oturmayı dudakları kırmızı çok şey biliyor istanbul telvelerden resimleri o iskeleyi nargileyi ama bugünlerde uğranmıyor o semte fotoğraflar olmasaydı unutacağım anıları unutacağım saçındaki tokayı o yanakları, dişleri ve gülüşünü dişlerini sevmediğinden saklamayı daha aklının kesmediği zamanlardaki gülüşünü "korkmayın başınızın dönmesinden" derdi zaman hiç olmadı, kusardık ortalığa aynı andaydık aynı andaydık ve sevinirdim seni görünce ne zaman güldüğünü bilmek güzel atlıkarınca dönerken

gözleri kahverengiydi

Resim
gözlerinin gölgesi güneş yanığı gibi yüzümde kahverengi dökülüyor avuçlarım unutmuşum kalem tutmayı sürüler havalanıyor birden titrek, ürkek kelimelerden biraz daha alışıyorum duymadı mı yoksa duymuştur bazen duymam sadece bilirim sıkıntılarım aniden artar bir cümlenin altında inlemişiz bütün yıl kan lekesi gibi dağıldı bulutlar dağıldı ışık, kalın sarı perdelerinle örtmeye çalıştığın sarıyı hiç sevmem o gün sadece bir kelimelik anıymış rüyalarda seviştiğin ve yanındaki başka ten bir fotoğrafta gibi durdun kıpırdamadan fotoğraflar için hep aynı gülüş satılır kalabalıkta baş dönmesi öldüğünden beri ayak basmadığım çiçekler hala bir yerlerde güzel çiçekler ve çiçekli ölümler beni karanlığa bırakıp gittiler ezberden şiir okumayıp ezbere hayatı yaşamayı seçtiğimden sarhoş olmamak ruhsal bir eksikliktir aşık olmamak ruhsal bir eksikliktir anlamadığını bilmek eksikliktir sesini duymamak bir şarkı eksiktir insan olmak hep eksiktir tüm ihtimallerin bir senli...

isabel kasırgası

Resim
hayaletle yürümek gibi kendimle olmak varlığını her zaman bilip de ulaşamadığım bir şey var içimde kış geçiyor bu civardan lacivert gece çatılardaki kiremitlerden aşağı güzel yalanlar söyleyen dürüst bir insanım kendi ölüm ilanını gazetede görmek gibi donuk ama kendi ölünü gömmek kadar değil bilinci zamanı sayarak geçiriyorum saymayı bildiğim günlerden bazılarını pazartesiden perşembeye her şey toz ve gaz bulutuyken ne vardıysa hepsiyle onları senelerce gizli bir yerde sakladım ta ki hepsi birer takıntıya dönüşene dek bilmediğin kadar kötüyüm kendimi dağıtırken masumaneleri de öldürdüm es kaza göründüğü gibi değil görünen kadar değil hiçbir afet beni buradan götür, hazırım  bütün kanatlara, mucizelere aşka inanmaya ve sana burada yaşamak istemiyorum daha fazla ölü görmek... dilimden akıyor bütün kan sırlar ve yalanlara geri dönelim lütfen ancak o zaman öpüşebiliriz, içten ve tahrip etmeden. şimdi muhtemelen pençelerini daha da derine salıyor zaman ...

yeşil bina

Resim
eski bir apartmanın merdivenlerinde otururken hep şunu düşünüyorum; hepsinin ortak noktası beni sevmeyecek olmaları, hepsinin ortak noktası bu şehir bir beni almıyor içine seneleri eskitirken, kayboluyor adımlar "neden bu kadar mutsuzsun" diyerek artık mutsuzlar gişe yapmıyor ben ucuz laflar etmek için tekrar dolduruyorum diyaframımı benden önce çok yaşamış bu sokaklar beni hiçten bile saymıyor. hepsi başkasının eskisi görüyorum, çözüyorum dökülmüş yerlerinden hatta bazılarını daha terk edilmemiş pencerelerinden bahçesinde ağaç olmak bile geçmiyor kaderimde bazen sadece önünden geçen bir hayat kadınıymışım gibi başka hayatları emanet yaşayan hiçbir şeyin olamadan kendine ve zamana eskiyen

b’aşka

Resim
başka bir şeyi sevseydim,  melankoliyi sevdiğim kadar insanları mesela sevmeyi bilseydim -kendimden başlayıp- omzundan tutup gözlerine baktığım ilk insan olsaydım, aynasız kendime imkansız aşkım bir parça inansam bir kez iyilik yapsam zaman dursa yokuşun başında bir kedi dursa yokuşun başında kimse durmuyor onlara hiç iyilik etmedim aklımın köşelerine hiç iyiyi söylemedim beni şımartmayan çocukluğuma teşekkür ettim hep bir melankoliyi sevdim bir de duygusuzluk duygusunu yaşamayı