Kayıtlar

Ocak, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bebek, hep uykusu geldiği için ağlar

defalarca boşalacak, komodinindeki sürahi. yutkunamadığın rüyalara, uykular küsecek. hiçbir hikaye senin olmadığı için, sönecek anlatımların. kana kana arzuladığın serüven, çöle kuruyacak. iğnelerinin gösterdiği hiçbir yön serabı bulmayacak. sanrıların oyunu ve karaciğerin iflası. halsiz kollarının sardığı geçmiş, dönüp dönüp kafana vurduğunda kabzasını, pıhtılar akacak gömleğine. gözbebeklerin kadar koyu, ciğerini kusmuşsun gibi, parça parça. kimsenin söylemediğini sandığın kelimeler duyulacak, kimsenin inanmadığı bebeklerin ağlayışı. hep aynı. hep uykusu geldiğinden. yarım bıraktığın uğraşlarla, farklılıklara kandın, suratlarda. uzun yolu sevmediğinden, kusturdu dönemeçler, raylara, paslı paslı. uyandırmadı hiçbir düdük sesi. bağlı gözlerinle, aç kaldın. kulağının duyduğu sadece, yastığa koyduğunda, nabzın. üniformalar farklı renkteyken bile, hep aynı. trende maphus ya da zindanda yolcu. döve döve kazandı, yanılgı. revirlerde ağlattı pişmanlığın. hep ağlad...

gamble

gidemeyiz, her akşam zarların döndüğü masada, cinayetin izleri var. çiğneyip tükürdüğün karanfil, ayağını kaydıracak. ayakkabısız gezmediğin odalarda, pişman edecek seni yatay ışık. o sandalyede oturduğun, çok belli, senelerce o kolçağı kavrayan küt parmaklar, senden başkasının değil. beyaz elbiseli adamlar girecek, seni soymaya, yeşilinden. soğuk metale oturtacaklar, jilet takımın kırışacak. mektuplar almayacaksın. sövgüler yatağına kadar gelecek, sabahlara kadar döneceksin. altın zamanların, hayale dönüşecek.

o kadar hayalim yoktu

asansörde kaldım bu sabah. telefonumu unuttuğumu fark etmiş, tekrar eve çıkıyordum. birinci kata gelmeden, hop bir sarsılma ve karanlık. anlamadım ilkin. sonra bir heyecan. asma katı bulmuş şansım, pürüzlü beton dikili karşımda. burundan beş diyafram nefesi alınca, paniklememe değecek kadar hayalimin olmadığını hatırladım. çöktüm yere. cebimde peçete, buruş buruş; makineye atarken orada unutmuşum. çiğnenmiş bir sakız ve çakmak. sakızı ayıramadım kağıttan. çakmak epey oyaladı beni, ateşe danslar, oyunlar yazdım. sahne yarım kaldı ama, fazla eğilmişim, yüzüme düşen minik saçlarım yandı. kafama vurdum sonra biraz. söndüler. içim titremeye başladı bir anda, ritmik, bir şarkı gibi, sağ boşluğumda. elimi attım, iç cebimde, cep telefonum. operatörüm arıyor, reddettim çağrıyı. bomboş geldi o an her şey. hep böyle dikkatsizdim. sesler geldi dışarıdan, beni kurtaracaklarmış. neyden? iki saat sürdü çalışma. uykum geldi, tam kafamı koyacaktım, hareket ve ışık geldi. aydınlı...

ekmek ve gazete

jaluziden ahşaba yansıması, şerit şerit. işten ve hayattan kovulanlar, akşam güneşiyle uyanırlar. alttan ikisi kırık,  sol kaburgam.  mavi kuşun kuyruğu sıkışmış.  zor fark ettim, tel tel olmuş, toza kaçmış.  iki kadeh viski, buzsuz; biri bana, diğeri bağlı ellere.  çıplak tene, kahverengi battaniye.  ne kadar üşenmiş.  bulaşıklar lavobada,  çağdaş sanat.  evim, biletsiz müze.  gelsenize.  istanbul'da sular akmıyor. tarlalara göç başlar.  trajik.  kim değiştirdi rotayı? ağacıma gri dikmişler.  kazınmaz artık gövdelere, yüreğe sığmayanlar.  ne saçma.  hatalar yapacak saf aşıklar,  aynı çizgide duramaz.  yakın onlara sigaraları.  perşembeden cumartesiye.  çamaşır günü ve aidat. para çıkmaz çocuk, git bana ekmek al.  kuşlarla bölüşürüz.  mavi değil.  sular akmıyor yine istanbul'da, hangi yüzyıldayız? elle...

intikam

saçımdaki siyah aktı sevişirken, terimle. adımı veren girdap, dönüştü kanatlı sülüğe. girintili yollar, uğultu, savaş, bayrak direği ve liman. yabancı dilde mavraları ve aşüfteleri silerken aklından. sıtma bu sefer tanıdık topraklarda. baş ağrının ilacı yok. hemşire fantezileri kanlı kostümlerde. girdim kulağından, sıcak zift. beyninde kahkaha, disko topu ve rakslar. zırla bebek, zırla fetüsün bu canavara dönüşene kadar çektiğin tüm acıları hatırla. derindeki her gerilme, her büyüyüş, uzayan kemiklerin. kaldıracağım tüm virgülleri sanrıları gerçeğe çağır, zeplininden atlarken bir iki üç üç iki iki ipine sarıl ve lanet çukurunda kendi pisliğinde, kamışından sızanla üre seni gözlerin açık deşecek böceklere. boğul tek nefeste. imdatsız, sirensiz. son vuruşumda. topuklu ayakkabılarımla geçeceğim üzerinden. kaçık kafam ve salak kilotlu çorap. o adam kolumda, adamlar, güçlü bilekleri ve sözleriyle. kıvranışın yatakların ve zevkin sesinde. elektrik fışkıran prizler ve cızırt...

çok güzelsin jouline

çok güzel bakıyorsun, sabaha karşı doğuşunda bir şuhluk. ışığı öyle süzüyorsun, kare kare. eteklerin olsam, güzel bacaklarına çarpan. kalın bileklerin umrumda değil. paletteki en güzel renklersin. bakır buklelerin. sonbaharda üşüyen ensende. en sıcak dansın notasısın. cürretkar kahkahaların. o şiirden çıkmışsın, elinde sigaralığın. şu kinin de olmasa, çok güzelsin jouline. bordo sürmeli gözlerin.

narkoz

kasalara yükleyin, merdiven altındaki son dozları. göz bebekleri mısır'a kadar. paçavralar yatak. cam gibi soğukta, hülyalar. damar damar, elindeki idare lambası. uykuyu doğur, lekeli çarşaflara. sidik ve kan. leş heykeller. geri sayımsız fırlatma. uyuştu hücrelerin. çakmak ve metaller. rüyasız uykuya. tuvalete girmeden, bir peçete ve kolonya şişesi. para peşin, vur başını metalin, şeffaf plastiğe. selamsız. aynalar siyah lekeli, kenarı kırık. kapılara yaslan, kapanmayacak. birkaç dakikaya, rüyasız uykuya. uyanırken, kus midendeki pamuğu.

bal

seni evime aldım, dumanlı parmaklarınla perdelerime sinecektin. mermerde çıplak ayaklarımız, soğuk.  yağmur alev alev, başka hiçbir hareket yok. rüzgar bile sessiz, cehennem, tek aşk. sana cesaret vermek için açtım o kapıları. tatlı, yapışkan. kalabalığın eseri. kızarmış yüreğinde öpüşler. o kıvama geldiğinde seni göndereceğim, basamak basamak. konuşacaksın kürsüye çıktığında, sana hepsini verdim. utançlarını üstleneceğim, eşiğin ardında. sana sadece uçmak kalacak. düşünme, bırak; ben kovandan çıkmayacağım. soyun karolarını. yağmur dindikten sonra, seni altın sabaha salacağım. teşekküre lüzum yok. geri dönme. sıyrılışınla övüneceğim. çiçek çiçek.

taşınma

parmaklarımı yalayıp, yüzüme vuran güneş. sert çimde, sırt üstü. çıplak tenimde izleri. son günün ayrılamayışı, ılık veda. çaktırmadan, topraktan kopardığım otlar, ince ince; göğe savurduğum. ellerimde reçine. ayak sesleri, koşuşturma ve koliler, beni anılarımdan ayırmak isteyen. toyluk ve ilkler. tatlı günahlar havuzu, boğula boğula. bana kalk gidiyoruz, diyen artan gürültü. çarpan araba kapıları ve kornalar. çok uzağa götürecek. dökülen derimi bırakacağım arka bahçeye. bir hoş geldin partisinde saçılan konfetileri, hala toplamamışım gibi. ne kadar taze. keten pantolonuyla bana salınan adımlar, talepkar. yattığım yerden köşeli suratına akan, kısık gözlerim. bir elim siper. ışık, ela gözlerinde kırılıp; aktı içime. beni götürme. yazık olacak güzel gözlerine. bu ihaneti kalbimden silemem. taşıyamam hepsini, o kadar çok sancı var ki. hiçbir kutu almaz onları, taşımaz tekerler, sığamam hiçbir eve. hiçbir yeri benim yuvam yapamaz. beni bırakın bu boş havuz...

Şölen, Kırmızı

Dünya çarkı döner, Yay fırlar, Topuz bulunduğu yerden çıkıp; Başına isabet eder. Gözlerini açtığında, Hükmettiğini sandığın, Sana teslimiyet yemini ettirir. İkinci kez kırıldığın yerden, Yeni masalın başlar. Sırların olmayacağı, o ışıltılı akşamda; kadife perdeler ve topuk tıkırtıları. Büyük anlaşmaların balosu. Uşaklar ve kadehler İhtirasın barok dansı. Genç ve hazırlıksız gözlerinde hakimiyet. Savuracağı tek konrrolsüz tokmak, Diz çöktürecek, heybetli taş şatoya. Görünmez, pudranın ardındaki, kırışık kalpler. Süngüler, eldivenlerde Dirseklere kadar. Kralın düğünü. Kırmızı kedi, Sevgili eşi Ve çocuklar.

gölgelerin kelepçesi

cesetlerin hayalleri büyüktür anlat kilden dostlarının, kanına giren sedalarını. anlat bir kez de, vazgeçişlerinin asıl hikayesini. kirlendiğin yağlı pelerine jilet işlemez artık. sorgu nöbetleri, kaçışına ortak değil. bir kez de, doğruluğun için as kalemini. paslanmış gölgelerin kelepçesi. yılların artık fransa'da, bir odada. estet, senden silinen en büyük nota.

gidilecek yerler

ihlal ettiğim kurallar var. şehirde kendimi kaybederken lime lime, un ufak olup bir köşeye sinmiş; varlığımı gri sisten gizleyen, sanayinin beni yok saydığı... haberim yok sokakların bana küstüğünden. tanışmadım onlarla ıslak, kasvetli kalabalıklarda. ayırmadı kulaklarım hiçbir gürültüyü. sindi mazgallardan, pisliğe. şehirlerin bana küskünlüğünden haberim yok. geçmedim o tabelaların altından. virajlar midemi bulandırmadı. rutubet kokusuyla, bir çorba içmedim geceleyin, sıcak sıcak. hiç o kadar doymadım. soğuk kaşık ve ekmekler kulesi. üzerine katran karası bir çay içmedim, çocuklar ağlarken; uyku diye. ihmal ettiklerim. ağlamadım, yol kenarında hıza kurban giden köpeklere. toplamadım parçaları rüzgardan, yapış yapış, utançla. ağlamadım yerdeki portakallara. çürümeseydi çok güzeldi. en çok kahvaltıda ama çaydan sonra. ağlamadım, planım yoktu. yırtık haritam senelerdir soldaki koltuğun arka cebinde. sarı sarı. şimdi yitirilmiş sponsorlarıyla. ismi değişmiş s...

iz

yastığa gömdüm çığlıklarımı, hiçbir teni hayal etmeden. tekrarlandıkça kayboldu, zihnimdeki yaşayış bilinci. tıpkı zikrettikçe anlamsızlaşan kelimeler gibi. tekrarlandıkça benim olmaktan çıktı. bir emanetin acısı. boş ve yalnız odada, beni bıraktığı sonsuz buğu. hareketsiz. nefes bile aldırtmayan eklem ağrılarıyla. her şey kaymış ellerimden. parmaklarım bile silikleşiyor gözlerimin önünde. soyundum ve ardımda bıraktım, geçmişteki hayatımı. yerime oyuncu bulmadan terk ettim rolümü. bir boşluk bıraktım dış dünyaya, en az içimdeki kadar belirgin. izledim dev bir merceğin ardından, bensiz hayalimi yaşayanları. zamanımı aldı, götürdü karşılıksız bir çekle. geri dönüp hesabını vermeyecek günlerin. kesin dönüşü yok. her uğradığında biraz daha götürecek benden. yarım başladığım bu yolda, daha ne kadar eksilebilirim'in oyununu oynayacak bana. inatlarımızı yarıştıracağız. kimse görmeden, ben bile.

yangın

hep arada kalmadık mı? gitmek, kalmak, uykuyla uyanıklık, doğum ve ölüm. yan yanayken bile, gözümün içine baktığın saniyeleri sayıp, korkmadın mı? daha fazla bakmak, derine akmak... sıcaklığımı hissetmek için, yanımdaki raflara davranmadın mı? hiç aldatmadın mı?  seni boşluğa zincirleyen bağların. izleri, bileklerinden kalbine yol.  yandığını gördüm o arafta. erken verilen hükümler ve ağır cezaları.  yanıyordu gözlerin, tenin. seni istemeyi biliyordum. olmaması gerektiği, beni ateşliyordu.  bitmedi o gece. gevşedi zaman, terledikçe saçların. inanmadık ikimiz de yalanlarına. yine de alamadık kendimizi oyunlar oynamaktan. istemeyerek söyledin, inanmayarak anladım seni.  kendimi denedim. sakin kalmaya çalıştım, gece en sessiz yalnızlığını ayyuka çıkartana kadar. sonra duyduk ya o tiz zılgıtı, aynı anda. işte bakmayacaktın bana öyle, o anda. beni benden iyi anladığını o denli yansıtmayacaktın. sen de ele verdin kendini. titredi için,...

s'onsuz tatil

hislerim sana açken, uyuyamıyorum altımda kayan sıcacık asfalt; soğuk terler döken, cama yasladığım başım.  gözlerim gökteki mor mavi sancıyı yakalamaya çalışıyor aklım seni bulup, senden kaçmakla karışık; eş zamanlı yanında pürüzsüz gittiğim yollar,  şimdi teker üzerinde sürerken bile çok yakıcı sensiz.  bendeki değişimin, yeni yeni fark ettiriyor kendini bazı kopanayışlar ve o eski yün gömleğin  hala üzerimde.  ve bana seslenişin,  yol boyunca çalan tüm şarkılarda miyop gözlerime kayıtsız kalan tabelalar,  hız limitleri; bana yetiştiğin... izini kaydettiğim kirpiklerin şimdi olsan bana okurdun, konuşurken parmaklarımı neden böyle oynattığımı. ne çok severdim, beni senden dinlemeyi hatrımda sarıyorum kasetleri, geri geri ilk tatilimiz.  kırmızı ağustos ve mavi ellerin bu yolda,  şimdi yalnız,  mevsim geçmiş.  ve mavi yanaklarımdan boynuma kayan sıcak suda beni hala gülümsetebiliyorsun bu canlılığına tap...

çerçeveler

dördüncü kattan sonsuzluğa açılan pencerenin sonsuz acı ve kayıp cevapları... onu kucakladığım yatakta düşlerin pençesinde onsuz üşüyüşler zamanın karnında hıçkırarak sönüyoruz yalnızlığa umudunun tek kıvılcımına hapsolmuşum yorucu kelimelerden uzak tek arzum yalansız gözlerinde kendimi görebilmek gerçeğinin daim oluşuna tutunmak sonsuza onunla yürümek onu bulmak ona yürümek onu görmek o ve hissetmek

ahenk

son rahat ve senli uyku. sevdiğimiz şarkılarla; sevmediğimiz huzursuzluğu kovarak. bana okuduğun kitaplar; ve aşık olduğum karakterleri. aşık olduğum kara gözlerin. aşkı bulduğun kadife desenim. son notada aldığın tek lokma. loş duygularınla aydınlattığın sokakta, saksafon ve dalgalı saçların. üzerime titre ve parla ahenginle. son gecenin koyu sonsuzu. seni tanıdığım siyah mutluluk. siyah adamın koynumdaki sıcak gözyaşları.

troleybüs

kaybolacağım. vaktim gelecek, benim ışığım da sizin için sönecek; tıpkı sizin bende kaybolan ışıklarınız gibi... hiç olmadığım kadar parlak ışımak için, şimdi karanlığa kör olacağım. aydınlığımla kör edecek güce geldiğimde, sizi bulacağım.

across

yok oluyorsun gözümün önünde ve bu yok oluş seni öyle üretken yapıyor ki... oturduğun sandalyede sıkıntılı duruşunu izliyorum; dalgalı, dağınık saçlarını; ellerini, yüzüklerini... kilo aldın, seneler önce seni aynı mekanda gördüğüm günü hatırlıyorum. oturduğumuz sandalyeler yenilendi, sen çok eskidin. sessizsin. için çok gürültülü. sana bakanların gözlerinde yardım parıltıları olduğunu biliyorsun. sinirleniyorsun. iyice alınganlaştın. sarı kağıtların ve kalemin en yakınım. hele birkaç bira ve eşref saatinden sonra... eğilip kayboluyorsun kağıtta. öyle kavgalar ediyorsun ki zihninde, orada yalnız değilsin. ürkütücü ve çekicisin. sayfalar doluyor, küllük doluyor, bardağın boşalıp defalarca doluyor, gözlerin doluyor, gözlerim doluyor. akıyorsun zamanda. sonu görüyorsun. ben, beni görmeni dilerken. zamansız yerleşmeler 2018

koyu

uykusuzum ağrılar ve bulantılarla karnım aç umrumda değil üşüyorum umrumda değil çöktüm ve bekliyorum bekleyiş bitecek değil

tik tak

bir oyuncağım vardı. kurmalı bir oyuncak. beş yaşımdaydım ve oyuncak babamın eli kadardı. oyuncağın arkasındaki kelebeği sol elimle, kendini de sağ elimin ayasıyla tutar çevirirdim. masaya koyduğumda hemen çalışmazdı, babam, takılıyor getir bir gün bakayım, derdi . takılmıyor, sadece başı dönüyor ve kendine gelmesi için biraz dinlenmesi gerekiyordu. abim kafama vurup, aptal öyleyse onu değil kelebeği çevir derdi. ama öyle yapınca parmağım acıyordu, yapmazdım, aptal değildim. çalışmaya başladığında karşısına geçip onu izlerdim. yavaşça bir ayağını kaldırırdı. çok yavaş. öyle yavaş ki ayağını yere değdirene kadar bir saat geçtiğini söylerdi annem. ve her adımda tık diye öterdi. sokakta çocuklar bağırır, tık. sokakta anneler çocuklara bağırır, tık. gözlerimi kırpmam, gözlerim acır, annem kızar, bir tık daha. ben ağlarım. annem beni alır, uykuya götürür. seneler geçti. bana büyüdüğümü söylediler. bir masa saatim var  saat başı öter. gece yatakta gözümü tavana diker bakarım. tı...

başka

bir masaya şiir yazdım onu aşk sandılar aşkı sadece cana sığdırdılar aşkı sadece sevgiliye sandılar nefesimin değdiği her şey benim hikayemin kahramanı, aşkım ve sevgim onları hep başkası sandılar onları hep bir şey sanmak istediler sadece kendileri olmalarının yetmesinden korktular sıfatlara köle oldular yanlışlarla ağladılar zamansız yerleşmeler ocak 2019-