filli dokuz (derda'ya)

senin martın geldi
ve ben onunla uçamadım.
nemli, rutubetli odamdan çıkıp,
sarılamadım şehrinin kuru soğuğuna.
bacaklarımız yana yana karlarda koşuşturduğumuz günleri tekrarlayamadık.
fotoğraflara bakıyorum.
seneler geçtikçe, onlar da azaldılar.
eskiden bu tarihlerde,
uğurböceklerine üflerdik.
balonlar, çakmaklar...
şimdi sabırlarımızı yarıştırıyoruz.
sancılarımızı ve sınanışlarımızı...
o görünmez tren yolu, sonsuz görünmez mekiğini dokuyor hala aramızda.
güzel hayaller kurduk,
bazıları hala yaşıyor;
çoğunaysa ağladık birlikte, sövdük
sonra
söverek güldük.
yerlere yatar, nefessiz kalırdık.
bazense,
yere bakar, hıçkırıklara dalardık.
önce ağaçlar, sokak lambaları geçerdi camın ardından
sonra sigaralar yakıldı çay bahçelerinde,
kediler geçti sandalyelerin altından.
yanık saçların ve telefonun ucunda, adımı tekrarlayan heyecanlı sesin...
kayaçlar, yuvarlanışlar, kalıbını yitiren kelimeler, uykuyu inkar, uykuya direnişler...
süte batırarak yedik, o ölçüm sonuçlarının kağıtlarını.
göz yaşlarımızla yarıştı karaciğer yağlanmalarımız.
gözlerinden kendi okyanusunu doğuran balıktın.
bazen beni de yumuşattın.
suların çoktu,
sığmazdın o kovaya.
mezeli rakı masaları, geceler, meyve ağaçları,
hepsinden geçtin.
depremli günleri geçirdik, küçük yaşta, daha masum sayılırken.
terk edecektik o şarkıyı, henüz başlamamışken, sabırsızca.
ne kadar yalnızdı bahçe,
iki yalnız,
kaldırımda.
sonra dans ettik aynı şarkıda.
her şey çok aniydi.
zorla sevdik bazen.
boşverdik.
uslanmadık,
o bahçeyi yaşadık her sene.
hatta denize taşıdık.
andaydık, dalgalarla.
sarhoşken bulmaya çalıştığımız noktalar,
gökkuşakları,
yalanlar,
gece yarısı yemekleri.
siktir et.
cümlelerimiz kısaldı,
saçlarımız da.
bazen telefon numaralarımızı,
bazen yüzlerimizi karıştırdık fotoğraflarda.
cümleleri tamamlayıp, yeni lügat oluşturduk.
birbirimize ilk seslendiğimiz günden beri,
isimlerimiz değişti.
kıskanıldık.
belki de bu,
çocukken verdiğimiz en doğru karardı.
birlikte büyümeyi seçmek.
o dondurmayı, hasta olmamak için suyla birlikte yerken.
şimdi hasta olmamak için suları aşıp,
toprağına çıkmak isterdim.
zamanı kısıtlı, nefes almak için yarattığın sınırlı dünyan.
sana şarkılar söyler, şakalar yapardım.
gülüşlerimize gülerdik.
bencilliklerime kızar, saçımı örerdin.
senelerce kaçtığın köpeklere sarılırdık.
çay içerdin,
artık çay içersin.
ben sigara.
değiştirirdik bazı şeyleri.
hatta ben çocukları, sen kedileri severdin.
yürür, yürür
sonra otururduk.
çünkü oturmamız gerekir.
çünkü
"anne benim oturmam lazım".
izlerdik
manzara her neyse
susardık
yan yanayken.
iyi kilerle,
güneşe,
doğumlara...








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

uykusuzlar listesi

mavi tuna valsi

kadın