Kayıtlar

bu zamanlar

Resim
yerküre kapkara bir yarasanın kanatları arasındayken utanıyorum utanıyorum hayattan keyif almaya çalışmaktan oysa seçebilirim su bardağındaki tek bir damla gözyaşını dünya bir kez dönmese  diyebilirim gözlerin için sular mazgallardan taşsa da tepetaklak olsam da içimin sessizliğinde ben senenin bu vakitleri hep aynı hataya düşerim ateşten bir kolye boynumda ateşten bir kemer ismi ellerin diye bir tablodan akıyor zaman ismini unutmayayım diye tekrar tekrar anıyorum seni soruyor içeride beşinci mevsimde tanıştığım bir ben sana soruyor, bana o kitapları kim okuyacak, kim öpecek görmeyen gözlerimden? ben evdeyim sevgilim ateşinin kokusunu buradan alıyorum biliyorum kışlara bahar giydirmek gibi biliyorum toplu mezarlar kazılıyor bir yandan ve bencilim hala seni istediğim için biliyorum dünya sahiden bırakmayacak dönmeyi gözlerinde bu hataya hep düşerim ben evdeyim şimdi sen de evdesin sevgilim

atlıkarınca 9 (derda’ya)

Resim
daha her şey hiçbir şeyken çok şey bilen o istanbul semti... İki küçük kızı ve o pastaneyi ve bir heykelin kucağında oturmayı dudakları kırmızı çok şey biliyor istanbul telvelerden resimleri o iskeleyi nargileyi ama bugünlerde uğranmıyor o semte fotoğraflar olmasaydı unutacağım anıları unutacağım saçındaki tokayı o yanakları, dişleri ve gülüşünü dişlerini sevmediğinden saklamayı daha aklının kesmediği zamanlardaki gülüşünü "korkmayın başınızın dönmesinden" derdi zaman hiç olmadı, kusardık ortalığa aynı andaydık aynı andaydık ve sevinirdim seni görünce ne zaman güldüğünü bilmek güzel atlıkarınca dönerken

gözleri kahverengiydi

Resim
gözlerinin gölgesi güneş yanığı gibi yüzümde kahverengi dökülüyor avuçlarım unutmuşum kalem tutmayı sürüler havalanıyor birden titrek, ürkek kelimelerden biraz daha alışıyorum duymadı mı yoksa duymuştur bazen duymam sadece bilirim sıkıntılarım aniden artar bir cümlenin altında inlemişiz bütün yıl kan lekesi gibi dağıldı bulutlar dağıldı ışık, kalın sarı perdelerinle örtmeye çalıştığın sarıyı hiç sevmem o gün sadece bir kelimelik anıymış rüyalarda seviştiğin ve yanındaki başka ten bir fotoğrafta gibi durdun kıpırdamadan fotoğraflar için hep aynı gülüş satılır kalabalıkta baş dönmesi öldüğünden beri ayak basmadığım çiçekler hala bir yerlerde güzel çiçekler ve çiçekli ölümler beni karanlığa bırakıp gittiler ezberden şiir okumayıp ezbere hayatı yaşamayı seçtiğimden sarhoş olmamak ruhsal bir eksikliktir aşık olmamak ruhsal bir eksikliktir anlamadığını bilmek eksikliktir sesini duymamak bir şarkı eksiktir insan olmak hep eksiktir tüm ihtimallerin bir senli...

isabel kasırgası

Resim
hayaletle yürümek gibi kendimle olmak varlığını her zaman bilip de ulaşamadığım bir şey var içimde kış geçiyor bu civardan lacivert gece çatılardaki kiremitlerden aşağı güzel yalanlar söyleyen dürüst bir insanım kendi ölüm ilanını gazetede görmek gibi donuk ama kendi ölünü gömmek kadar değil bilinci zamanı sayarak geçiriyorum saymayı bildiğim günlerden bazılarını pazartesiden perşembeye her şey toz ve gaz bulutuyken ne vardıysa hepsiyle onları senelerce gizli bir yerde sakladım ta ki hepsi birer takıntıya dönüşene dek bilmediğin kadar kötüyüm kendimi dağıtırken masumaneleri de öldürdüm es kaza göründüğü gibi değil görünen kadar değil hiçbir afet beni buradan götür, hazırım  bütün kanatlara, mucizelere aşka inanmaya ve sana burada yaşamak istemiyorum daha fazla ölü görmek... dilimden akıyor bütün kan sırlar ve yalanlara geri dönelim lütfen ancak o zaman öpüşebiliriz, içten ve tahrip etmeden. şimdi muhtemelen pençelerini daha da derine salıyor zaman ...

yeşil bina

Resim
eski bir apartmanın merdivenlerinde otururken hep şunu düşünüyorum; hepsinin ortak noktası beni sevmeyecek olmaları, hepsinin ortak noktası bu şehir bir beni almıyor içine seneleri eskitirken, kayboluyor adımlar "neden bu kadar mutsuzsun" diyerek artık mutsuzlar gişe yapmıyor ben ucuz laflar etmek için tekrar dolduruyorum diyaframımı benden önce çok yaşamış bu sokaklar beni hiçten bile saymıyor. hepsi başkasının eskisi görüyorum, çözüyorum dökülmüş yerlerinden hatta bazılarını daha terk edilmemiş pencerelerinden bahçesinde ağaç olmak bile geçmiyor kaderimde bazen sadece önünden geçen bir hayat kadınıymışım gibi başka hayatları emanet yaşayan hiçbir şeyin olamadan kendine ve zamana eskiyen

b’aşka

Resim
başka bir şeyi sevseydim,  melankoliyi sevdiğim kadar insanları mesela sevmeyi bilseydim -kendimden başlayıp- omzundan tutup gözlerine baktığım ilk insan olsaydım, aynasız kendime imkansız aşkım bir parça inansam bir kez iyilik yapsam zaman dursa yokuşun başında bir kedi dursa yokuşun başında kimse durmuyor onlara hiç iyilik etmedim aklımın köşelerine hiç iyiyi söylemedim beni şımartmayan çocukluğuma teşekkür ettim hep bir melankoliyi sevdim bir de duygusuzluk duygusunu yaşamayı

'kara (ankara)

Resim
Kapkara bir şehir buldum Kendimce, kendimden Rayların yalnız insanlarından geçerek, şekersiz çaylar içinden Buraya bakarlar, Burayı görmezler Burayı geçenler bir daha girmezler. Dört sancılı, bir bilinmeyen Her durakta senden geçer Belgisizliklere çiçekliğinden hiçbir şey kaybetmemiş kapkara bir çiçek açarken; Bu şehirde bir suçlu, Kırmızı elbisesiyle göğe bir olmak için Bu şehirde iki mutsuz Mutluluğun anlamını değiştirmek için... Denizlerin bittiği yer Uzağı bildiğim yer Bir bilmece için tek hece Bir mola Sınıra yaslanıp nefes alacak kadar kendimleyim. Bir dost kadar bu şehir. Gitmenin zor olduğu, Anlatılamayandan daha berrak Ve onun ötekileşmiş deryalarından katranca karalar kaplı Bir şehir buldum, Kendimi sırtlayıp dünü unutmak gerekçesiyle O şehirden döndüm Mavisi olan tüm şehirleri zifir edecek bir isle.

Gündüz Yıldızları

Resim
Geceye karşı en beceriksiz olduğum zaman yıldızlı halidir. Onları ancak sizden duyduğum laflara benzetirim. Hayalimdeki uzak mavi kıyıların kartpostallarına bakar gibi... Işık savaşları oynatırdım eski bir sinema makinesinden, gün sonu perdesine. Keyifle izlerdim o zamanın sakin melankolisini. Zaman ayırırdı günü olması gerektiği yerinden ikiye Hepsi, seneler önce başıma gelen bir olaydan sonra böyle karıştı. Mina Urgan'ın da tanıdığı, gündüz yıldızlarına rastladıktan sonra. Yıldızlı geceyi değiştirdim bilinmeyen bir ressamın ellerinden Geceden çaldım, güne sattım Bana acıyı öğretene bir kez daha aşık oldum Yaz saati uygulamasından başka bir şey bırakmadım anılara Gündüz yıldızlarıyla zamansızlığı öğrendim Geceyi beklememeyi Bir anda görünüp kaybolanların acısını sindirmeyi. Onlardan, ani atakların büyülü tarafını seçip çıkartmayı öğrendim Göğe ait olanları görmek için başımı kaldırmam gerekmediğini... Boynu tutulmayan bir yıldız aşığıyım, kim bilebilirdi Za...

Eşref Saati

Resim
Hangi "keşke ölsem" dileğim eşref saatime denk gelecek de Öleceğim sahiden? Kaç kırık götüreceğim peşimde, "Ölsem" diye haykırdığım yüzler de ölmek isteyecek mi benden sonra? Bari bunu düşünmekten kurtarsanız ya beni Fırlatsam tüm yükleri, kaybolsam sessizce Beni, benimle gelmeyecek kadar sevin yeter Bu kez, çok şey isteme hakkımı kullanıyorum Gitmem tahminimden uzun sürerse Ve aklıma sığmayan mutluluklar sızarsa inime Böyle demişti, diye gülün mutlu ölümümde Geçmişimin beceriksiz melankolisine

Ayın Huysuz Tarafı

Resim
Bazı ritüelleri yapamıyorum Her gün çay içemiyorum Bir takım beyazlardan kaçamıyorum Güneye bile gidemiyorum Her şey taze nane kokularını sevmek kadar kolay değil Mesela kalbi atan tazecikleri sevmek istiyorum, Genç aşık hikayelerinden olmak... Olamıyorum Sağ adımım fevri ve toy Sol adımım aksi bir ihtiyar Ben, beni toparlayamıyorum Boyum uzun Ama büyümekle derdim var Huysuz kalıp tatlı olamayan kadınlar tarafındayım Kanımda asabiyet var Ne ki, kendimden başka kimseye kıyamıyorum

Karanlık Yalan

Resim
Bana gelene kadar duvarlarımdaki tüm kandilleri söndür Bazı kalpler yalnız karanlıkta öpüşür Yalanlardan utanmamanın yolu belli Birbirimizin küçük deneyleriydik nasıl olsa... Koridorumun yontma taşlı projesi Beni iyi izle Yüzümün kül gibi olduğunu unutmak için bir saniyede Bana gelirken aklını yanında getirme mümkünse Ölmeye gitmekten başka yolları anlatıyorum ilk kez Duyduktan sonra unutmaya ihtiyacın olacak Lanetimin dibine düştün Bu tarifi iyi dinle Kapalı anlatımlarımın açık yaraları azdırdığını bilirsin Karanlık bunu harlayan en kuvvetli dostum olacak Gizliden planladığım son yalanı söyle benimle birlikte Kuşkusuz bu çekişmenin tek layığı, gözlerin içinden geçerek gitmekte Hepsinden sonra vicdanın paçavra gibi çöpe atılması olası Tabii sende mümkünse evvelden varlığı

Seni Böyle Sevdiğim Bir Rüya

Resim
Seni bazen öyle bir düşünürüm ki, Sırf bu yüzden baktığın tüm fotoğraflar ben olurum Kederli kentlerde bulmak için beni, hiç gitmediğim kederli kentlerde bile Kesersin biletleri Köprüler ve yollar ve nehirler Benim için Nirvana, Bizim için Unuttuğuma üzüldüğüm hiçbir şeyin kalmadığı bu gerçeklik Bildiğim tek dini tören Senin, benim, kırk yıllık bir keşişin yüreğinden Sırf böyle sevdiğim için, tüm filmler benimdi Başroller, yan roller, figürler... Seni göremeyeceğim tek yer, içindi Rüyaların sonunun olmadığını bildiğim gibi Bu hikayenin sonunu bir rüya diye sonsuza taşıdığım gibi...

Bizler

Resim
Sevmemeliyiz, Bizim gibiler; Depremlerin içte mi yoksa yerde mi olduğunu çözemeyenler. Anlamamazlıktan morarır damarlar Boğazda elmas laflardan bir tıkanma... Hiç olmadı, sevdirmemeliyiz Ölüme yakın olmak gerçeği görmektir Hiç görmemiş gün ışıklarını gözlerinde parıltısı eksik olanlar Ve ben. Sükuta alerjik, kaşıntılı zihinlere dermansız aklın ipleri. Yine bizler; Dokunulmaz boşluğunda seyr edenler Kendinden usandırmış, herkesçe utanıllmış Toplumun yeraltı dünyaları  böyle kayıplarla doludur.

kayıp kadın

Resim
dizlerime vurduğum çekiçler hissizliklerim tellere vuran çekiçler, huysuz şarkılarım ziller o iç çekişler... ölüm kokuyor mor kokuyor renkler kokar mı? ne kadar kokarsa, o kadar siniyor yazgıma ruhum ölüyor laf anlatmıyorum ıslak, kirli ve vazgeçmiş toprak kadın ölüyor, yine kendini kandırarak bülbül ötüyor şarkısında tütünü, tütününde bülbüllüğüne ihaneti taşıyarak kadın görüyor gözleri son kez kanlı hisleri vuruşlarda ve doğmamış çocuklarda kaldı

sarı sayfalar

kirli kanımla birlikte gitti bütün güçsüzlüğüm sadece, artık okuyamadığım sarı sayfalara üzülüyorum göremediğim tatlılıklar,  geride; soğumaya bırakılan tüm bu hırs... ayaklarımın önüne yıldırım düşse bile umursamayacağım zamanlar bunlar  geceye ve ölüme benzer bir karanlıkla kuşatıldı,  hiçten ve her şeyden çıkan isyanlar üzüldüğüm bir tek onlar kaldı  kenarlarını kurtlar yemiş eski sarı sayfalar

zifir orman

bir iğne girdi sol yanağımdan,  adı dudakların.  sonrası kulağıma kadar uyuşuk...  ilk gençlik yıllarımı  yad ediyorum ısırganlara döndü saçlarım  hasta ettim, hasta oldum, hasta çıktım viranenden.  varsılların kararan şafağında bu gerçekten oldu,  tedavisi ve zehri çaresizliklerle yarıştı.  göğe uzanan dalları kucaklıyor ve toprağı içen tüm kökleri kalbime saplıyorum.  dudaklarına dayalı tüm ihtimal ve ölümler  -ben bir şeytanım ama bunu dert etmem- zifir orman beni çok kez gömdü günün sonu gece ve dünyanın sonu sendin. 

hiçten biri

tuhaflıkları severim ama kendiminkileri onlardan bıkacak kadar uzun süredir tanıyorum çoğu eskidi ve heyecansız artık kalbimin dilim kadar aşk sözlerine inanmadığı da belli iyi de değilim hatta belki en uzak durulası halim şimdiki aslında bu kasıntı cümlelerimin her biri sen olacaktın falan sen olmasaydın ve diğer tüm senler olmasaydı bende bu hayaller, bu gemiler bunlar şiir olsaydı, olabilseydi güneş çok uzak çok uzak ama hala benimdi diyebilirdim eğer dayanabilseydim hayallerin gerçeklerle öpüşmesine becerebilseydim sevmeyi, sevilmeyi konacak bir kalp olsaydı, küçücük ve loş garipsemezdim belki halimi belki yalan da söylemezdim ne kadar çok belki ne kadar çok şiir olmadı yazdıklarım hiçbiri hiçbir zaman sevmedim