sen ıssız lacivert gece yıldızlarını toplayıp bir buket yap hiç çiçek almamış kadınlar için bulutları dağıt havayı soğut yaseminler kokut çıplak omuzlarına saçlarını tararken dökülsün hüzünleri
senin martın geldi ve ben onunla uçamadım. nemli, rutubetli odamdan çıkıp, sarılamadım şehrinin kuru soğuğuna. bacaklarımız yana yana karlarda koşuşturduğumuz günleri tekrarlayamadık. fotoğraflara bakıyorum. seneler geçtikçe, onlar da azaldılar. eskiden bu tarihlerde, uğurböceklerine üflerdik. balonlar, çakmaklar... şimdi sabırlarımızı yarıştırıyoruz. sancılarımızı ve sınanışlarımızı... o görünmez tren yolu, sonsuz görünmez mekiğini dokuyor hala aramızda. güzel hayaller kurduk, bazıları hala yaşıyor; çoğunaysa ağladık birlikte, sövdük sonra söverek güldük. yerlere yatar, nefessiz kalırdık. bazense, yere bakar, hıçkırıklara dalardık. önce ağaçlar, sokak lambaları geçerdi camın ardından sonra sigaralar yakıldı çay bahçelerinde, kediler geçti sandalyelerin altından. yanık saçların ve telefonun ucunda, adımı tekrarlayan heyecanlı sesin... kayaçlar, yuvarlanışlar, kalıbını yitiren kelimeler, uykuyu inkar, uykuya direnişler... süte batırarak yedik, o ölçüm sonuçları...
seni sevdiğimi anladığım günlerde telaşın da hoştu, yabancılığın da zamanda nasıl kavruldu da değişti aşkımıza ayna tutamadık oysa ne güzeldi unutmak mümkün değil mümkün değil atmak kirpiklerimdeki izini üst bacağıma usulca kondurduğun elini semtinin mavisini... o en sevdiğin rüzgara sığın da, unuttur bana geceyi unuttur bana bizi terk edilmiş evlere benzedi ruhlarımız ihtimalleri döküldü sevincin seni sevdiğimi anladığım günün üzerinde güvercinler geziyor yine de seni her gördüğümde, ilk gördüğüm ana dönerim dudakların unutkanlık nehri adın sevda eskisi
Yorumlar
Yorum Gönder