Kayıtlar

gördüğüm kördüğüm

parçalarından sızan, eski akşamlardan kalma benlikler. pencerenin kenarında, pencerenin kenarında üşümüş parmaklarına iğneler batar. bağrını kesip attı, terzi makasıyla. olmayacak ya, kuytudakinin bir eşi. kurumuş meyvelere yakından bakmayacak. fani, afaki. çöllerde, serserinin aşığı. kalbinin kabuklarında yolları açılırdı, yolları acırdı, yollara açılırdı. aç, ah nasıl aç. gözleri guruldar, bakışları aramaktan. pencereden pervaza, mermerden kalebodura sular dumlar, ritminde kalbinin. dili döner ağzının içinde, sessiz tükenen tükürükler. şarkısını söyler titreyen camlara. Kapılar gıcır gıcır. gerçekler nerede? aşk için. ahmaklık için... yenilmeye razı karanlıklar için. eskitme akşamların sonu. paçalardan aşağı.

doğru'su

ben hala radyoda şarkımı arıyorum. sinyalim zayıf. o sesi yakaladığım anda, bırakacağım kendimi. turkuaz, deniz. hafifleyecek her zerrem. yosuna bağlayacağım, korkusuz kayalıkları. salacağım sümbülleri. çözülecek sargı bezlerin. altlarında hazların iyileştirdiği yaralar. harla, yaktığın sepya fotoğraflar. gözünden akarak yerleri yalayan geçmiş hüznü. hepsi dağıttı yükü. bir temiz nefes. alman için bıraktığım. saf huzur. tüllere sardığım porselen bebekler. hep birlikte dinleyeceğiz. değecek bekleyişe, soruları en son soracağız. şarkılardan ayrışmış, cızırtılı sorular. zümrüte çaldı zamanla. en değerli anı şu an tam da olması gerektiği an.

hayal'etler

hayaletinle yüz seksen dakika. bakmadan, sesini bile çıkartmadan. kokmadan. parmaklarına hiç değmeden. sanki bin yıl geçmiş. zamanda doldurmuşum sevmeyi bilmeyen kalbimi. nefesini tuttuğuna inanmışım, bana fark ettirmemek için kendini. hala aşık mıyız? kıskanabiliyor muyuz o prensesin hikayesini? nasıl içim gitti... eklemlerinin sesi kulaklarımda, içeri girdiğinden beri. oradaydın sandım. ete kemiğe bürüdüm seni. kanın akacaktı değsem, ılık ılık. seninle gittim o diyara. ışıklı merdivenlerden. cennetti, kırmızı. gerçeklerle yarışırdı. yanımda, ritmimi bozan karaltı. yazılmış sözleri bize oynattım. alkışlarla uyanana kadar.

kırık

kaldı aklımda, film sahnesi gibi. ileriye taşıyamadığım, gözlerinden içeri girmiş, yorgun hayallerin. geçmişi tırmalayan... kalbimdeki sen, ortasından kırılmış tırnağım gibi; her yere takılıyor, canımı acıtıyor ama kesip atamıyorum, ete çok yakın, sadece üzerini bir bantla örtüyorum, uzayana kadar. belki senin de ellerin bir gün bana uzanır. tekrar. kelimelerin anlamsızlığı da aklımda. buram buram sensizlik, aklımı oynattığım hatıralar. tahta köprüde, romantik danslınla... benim tarafıma geçmeyecek kadar sakin, ihtiyatlı. sana dokunmak istemeyeceğim kadar saf kararlılığın. hiçbir şeyini bozmak istemiyorum. sevimsizliğini, yabancılığını da. böyle izlemek güzel. ve böyle istemek, günden güne. seni özünde bırakmak. yanaklarımda taşımak. anların üzerinden geçerek. kalemle, kağıtla. kapından bakıp, içeri girmeden. eşiği hiç terk etmeden.

filli dokuz (derda'ya)

senin martın geldi ve ben onunla uçamadım. nemli, rutubetli odamdan çıkıp, sarılamadım şehrinin kuru soğuğuna. bacaklarımız yana yana karlarda koşuşturduğumuz günleri tekrarlayamadık. fotoğraflara bakıyorum. seneler geçtikçe, onlar da azaldılar. eskiden bu tarihlerde, uğurböceklerine üflerdik. balonlar, çakmaklar... şimdi sabırlarımızı yarıştırıyoruz. sancılarımızı ve sınanışlarımızı... o görünmez tren yolu, sonsuz görünmez mekiğini dokuyor hala aramızda. güzel hayaller kurduk, bazıları hala yaşıyor; çoğunaysa ağladık birlikte, sövdük sonra söverek güldük. yerlere yatar, nefessiz kalırdık. bazense, yere bakar, hıçkırıklara dalardık. önce ağaçlar, sokak lambaları geçerdi camın ardından sonra sigaralar yakıldı çay bahçelerinde, kediler geçti sandalyelerin altından. yanık saçların ve telefonun ucunda, adımı tekrarlayan heyecanlı sesin... kayaçlar, yuvarlanışlar, kalıbını yitiren kelimeler, uykuyu inkar, uykuya direnişler... süte batırarak yedik, o ölçüm sonuçları...

zapt

gitmek istedim, yollamadılar. hepsine küstüm, içimden . çaldıklarının üzerine sünger çekmiş, oturuyorlar. en pahallı kanepeden daha çok keyif verir böylesi. temassız hakimiyetin verdiği doyumsuz haz, hiçbir ekran göstermedi bundan daha çıplağını. hastasın. kör olan gözleri her ağlatışında, çivit mavisi gözlerin gömüldü çukurlarına. kendini de çektin, tutsaklarını da. senin olamayan her şeyi çaldın, ona sahip olabilecek herkesten. kendi fikrin yok, korkun hep dışarılarda. kulakları patlatıp, eldekileri almak uğruna. eteklilerin geçemediği sınırların var. emrinde küstah, kin dolu gardiyanların. hepsi kalbinden beslenmiş. o, tükenmeyecek olan ve cehalete aç. her şeyi elinde tuttuğunu sanıyorsun. inanç sandığın, kopuk bağlantılar. mutlu olmayacak ve mutlu edemeyeceksin.

beş

kemiklerim sızlıyor hastalıktan. beni, kaybolduğum bu zamanlarda anlaman gerek. uzaklık konulu tartışmalara girmeyeceğim. gazete küpürleri, hakların ihlali, zırvalar, boşluklar. nefesinden uzak kalabilirim, tozlu perdenin önünden sokağa dağılırken. yıpranmış kadife koltuklarda, biletsiz, yangın sonrası filmlerimiz. pervasız kalabalık, donuk bakışlar altında yürüyüşler. gözlerim, anlamaktan kırmızı. ve anlamadıklarımdan, gri çivilere asılı. olaysız dağılabiliriz evlerimize. başımızı nereye koyuyorsak, yuva dediğimiz o yere. bize dokunmayan kavgalar görürüz dükkanlarda, camlar kırılır; ilk düşüşte, kanlar dolar lağımlara. başımızı çevirmeden yürürüz. kaybolmama beş kala. sormayacağımız soruların bilinciyle, huzura sonsuz dua. üşüdüğümde paltoma sarılmayacağım, içim titrediğinde kalbine sokulmayacağım vakit. beni giderken anlayacaksın. o hastalıklı halimle. bantları kesip, eksik serüvenlere uçacağız. son uçakta, dilekçe ve bozdurulmamış çeklerle. alı...

bitmedi

sana yazdım satırları, sarıldım karanlığa.  yürüdüğüm geceler,  indi tepeme kaldırımlarda. ne kadar akıcı, dizildi suratın gözümün önüne.  taşlarında biriken tozlar,  doldu boğazıma. siyah inci gözlerin, üzerimdeyken,  söylemek isterken; son defa  kal yanımda.  geçtiğinde zamanı,  biriken acı hatıranın; mavi kuşların şarkısı atar koynunda. becerememişti en keyifli anlarda. ne çok beklemiştik o pencerenin altında. hep öyle olur. biz de becerememiştik. sen,  beklerken beni sahillerde; ben bilmezdim. yine, tutturamadığımız çok şeyden biri.  arardım kitaplarda da,  seni görmezdim.  son umudum, bir gün karşılaşıp koynunda hatırlamaktı her şeyi. yıllar, yollar hiç kesişmedi.  yalnız ağladım. imkansıza. bitiremedim, seni anlattığım hiçbir şeyi. biz, bende hiç bitmedi. 

bitti

her şey çirkinleşti. tırnaklarımı kısa kestim, üzerinde o morun mavisi, en koyudan. hala çekici olmak için uğraşıyor; bu raddede, ne kadar anlamsız. yağ bağlamış düşüncelerim, bedenim; estetikten uzak. dolduruyorum içime tüm kanseri, midem bulana bulana; ağlasam da, durmadan. eklemlerim sancıyor, üç sokak bile dayanamıyorum yürümeye; böyle çıkılmaz dışarı. çıksam da, yanımda kimse gülmüyor. ne kadar uzun zaman oldu, nefesim kesilene dek gülmeyeli; nefesim kesilene dek sevmeyeli. yalanların yükü büyüyor. o serin, rahat rüzgar senelerdir esmedi. her şey öyle yalnızlıktan, öyle uzaklıktan ki; hiçbir kansızlık unutturamıyor, silemiyorum sensizliği. bakamıyorum aynada kendime; ayların acısı birikti irinle, yüzümde. daha da kirletiyorum kıyafetlerimi. hep benimle, acısını yarıştırmadan. artık karşıma alıp konuşmuyorum. benden bitti, çok şey gitti.

görünmez köşkünde

yazılmamış kahramanların aşık olduğu, masalların kadını. siler ellerini, kirli önlüğüne. kimse tutmamış, ondan bu kadar yumuşak. kimse girmemiş yatak odasına, öyle narin, kuş tüyü, dağılmaz. yerli yerinde tüm bibloları. köşesi kırılmış tek bir tane, onu solunda taşır. sakin kafası, gürültüsüz. çalmaz kapısı, hiçbir kapısı. karton kapakları, ciltleri hiç açılmamış. sayfalara bir çift hare düşmüş, çehresinden. ötekiler görmez, inceliğini. ötekileşmiş, ruhu çirkin, düz ovada. tekerler dönmez ona giden yolda. bağlı seyyahların gözü. görünmez köşkünde, tavan arasında kimsenin açmadığı sandıkla. keşfedilmeden, kayboluşa.

vade

çatılardan aşağı düştüğüm rüyalar. ne kadar uzun olabilir? kimsenin haberi yok. asfalta akan salyalarım, kanallara... kimim ben? rüzgardan saçım bozulur, gerisinin önemi yok. belki kazınacak sonraki gün, belki süpürülecek. sarı kurdelelerle aşıklar gezecek. ıslak ıslak öpecek, ölümün üzerinde yaşamı. pisliğin üzerinde cenneti doğuracak. silinecek izleri, hiçliğe. donuk gözleri tabloları süsleyecek. ölgün ölgün arzulayacak, sonunu tekrar yaşamayı. kahverengi, örtecek kavislerin. en son, kağıtlar süzülecek; ona yırtıp attığı. vedasız.

caz kaçakları

her gece aynı yerde,  farklı kalabalıklarda; aynı yalnızlıkların kurduğu köprüydük.  saniyelerin, ömürlük anılara rakip olduğu bakışlarla... -kimse görmeden- kaçamaklar.  mesafelerden sevişen ruhlar, ayrı hayatlar.  karşılaştığımız ilk günden beri,  dinamik hevesle. ikimizin de neden orada olduğu barizken.  hiçbir loşluk engel değildi, üzerimdeki bakışlarını keskince görmeme. gürültü,  karmaşaya rağmen; kuşkusuz ayırt ettiğin sesim gibi.  hep aynı notadan konuşurdum, alıştığım o koyulukta,  bazen sert. aynı şiiri okurdum. yanından geçerken, topuk tıkırtılarım, aynı ritimde; sadece rüzgarım değerdi sana, en güzel danslara bedel, en vurucu notalarda, ağlayan tuşlar.  aylar geçti,  o çamur bizden hiç geçmedi.  uzaktan uzağa,  bataklığa yürüdük.  sana ulaşma çabam,  beni aramaya hevesinle büyüdü her an.  aramızdaki boşluğa rağmen, bazı şeyler öy...

al paltonu, gidiyoruz

dönmeyeceğiz, bu son bakış. o oda artık soğuk. topla cümlelerini, bırakmayalım iz. perdesiz, güneşlerde çürür hatıramız. sesler öldü, benim en yakın arkadaşım. canlı tutmaya çalıştığım tüm ihsanlar öldü. kapatacağız kitapları. yuvarlanacağız merdivenlerden. fitilimizi ateşlediler, aktık tablalara; bazen hazla, vücutlara. zaman geldi, toplanamaz olduk. benim güzel dostum, çok güzel solduk. kalplerimiz buza kadar dondu son kararda. her şeyimizle. yanında en iyi olduğumla, en kötüye kadar. soğuk siyaha, yükselmelerle, hoşçakal.

bu sokakta, yalnız yürünür

bazı sokaklar, yalnız geçilir. bakmadan o berberin tabelasına. okumadan küpürleri. adımlar uymaz artık sokağın kedisine. ahestelik, geçmiş zamanda kaldı. çağırılmaz tozlu depolardan çırak. bir anı daha sığmaz bu taşlara. toplama bozuk paraları, vermeyeceksin kimseye. ezberlediğin eksik kaldırım taşlarını atla bakmadan. değmesin gözün, yerdeki tebeşir çiziğine. değişmedi terzi vitrinindeki ceketler; bakarsan yine dikmek isteyeceksin sol koldaki eksik düğmeyi. çevir kafanı, pabuçlarının uçları seninle. atma elini cebine, bakkal artık o gazozu satmıyor. tek nefeste geç üç katlı apartmanın önünden, pencerede yine tül yok, kaldırma kafanı. aman, selam verme gayri ihtiyari, sokak satıcısına. artık konuşulmaz bu sokakta. geç dükkanları peşi sıra, bir anı daha kaldıramaz kepenkler. artık bu sokakta yalnız yürünür, kaçarcasına.

aynadaki

tüm izinler verildi ama hala tutsağım. gözümü her kapatışımda, beni sevmeyişin batıyor göz kapaklarıma, iğne iğne. açmak istemiyorum, yine de sen varsın orada. dayanılabilir kılıyor tüm çaresizlikler, acıyı. elimde bir tek bu kalmış gibi. hiçbir rüzgar aralayamaz, bir toz bile almam aramıza. hiçbir yere gidemem buradan. bana hiçbir şey vermezsin. kavrulurum umursamazlığınla. sen sevmeyi bilmezsin, ben sevilmem, bilemem. tüm izinler alındı, kaçabilirim senden. kaçsam nereye giderim? ben hep aynamla yürürüm. kırık saç uçlarım taşır, yokluğunu. dökülenlerle, sana bir hayal örerim. belki ışıltıdan uzak, belli ki ömrü uzun olmayacak. belki bırakacağım, tükendiğim vakit. o zamanlar, taşın taşa küstüğü andır. toprak, bırakır çiçeğin ellerini; kainat yutar tüm mucizelerini. işte o zaman bakmam yansımana, sevmeyi bilmezken sevilmeyi daha hiç

kırmızıyı söylemeyin

geceye baktım, en kırmızı, içtiğim şaraptan daha da kırmızı gözlerimle. sigaramdan dumanlar, beyazımdaki kılcallara, alev alev. kana boyadı ufkumu. öyle korktum ki sorgulardan, ihmallerimin sonuçlarından. başımı her eğdiğimde, kan ağladım. uykusuz kaldıkça, uykudan korktum. sessizleşti tik taklarım. oda ve balkon arasında dokuduğum mekikler. belden yukarım sokağa sarkarken, beni kimse görmesin. bulanık gözlerim görmesin hiçbir terk edilişi. görmek istemiyorum aynı kabusları. hiçbir metal tepsi taşımasın o kimyasalı. hayır, bir daha kaldıramam. korkusu bile çok ağır. söylemeyin, kırmızının felaketin çağırıcısı olduğunu. bu korku karnımı ağrıtıyor. hangi teselli ferahlatacak beni? aldansam belki bir söze. kimde var o güç? bıraksam ya kendimi, başım dumanlı, midem bulanırken. yansam yıldız gibi, aldanışlara. bilsem etten ayrılmayacağını. sızmasa içten içe zarara. yalanları gerçek yapsam, bir an için, mutluluğu çalsam; o uzak masallardan. tembihlesem t...

Cuma

Haftanın tüm yorgunluğunu omuzlarına yüklemiş cuma akşamında yürüyorum.  Tü m bıkkınlıklarım boğazımda düğümleniyor.  Zihnim tatil planlarını sığdırabileceğim hafta sonunu atlayarak, gelecek hafta başının telaşını bana hatırlatmaktan kendini alamıyor.  Koşuşturmanın içinde, anda kalamıyorum.  Zamanın pişmanlıklarını harcıyorum.  Hızlı yürüdükçe düşüncelerimden kaçabilecekmişim gibi, adımlarımı sıklaştırıyorum.  Yine sokak lambaları bana "her zamankinden lütfen" diyeceğim yalnızlığı veriyor.  Kol kola girmiş kahkahalara sırıtıyorum.  Benim için de eğlenin.  Ben bir sokak sonra solacağım.  Tahta bir ev ve yayları çıkmış bir yatakta.