senin martın geldi ve ben onunla uçamadım. nemli, rutubetli odamdan çıkıp, sarılamadım şehrinin kuru soğuğuna. bacaklarımız yana yana karlarda koşuşturduğumuz günleri tekrarlayamadık. fotoğraflara bakıyorum. seneler geçtikçe, onlar da azaldılar. eskiden bu tarihlerde, uğurböceklerine üflerdik. balonlar, çakmaklar... şimdi sabırlarımızı yarıştırıyoruz. sancılarımızı ve sınanışlarımızı... o görünmez tren yolu, sonsuz görünmez mekiğini dokuyor hala aramızda. güzel hayaller kurduk, bazıları hala yaşıyor; çoğunaysa ağladık birlikte, sövdük sonra söverek güldük. yerlere yatar, nefessiz kalırdık. bazense, yere bakar, hıçkırıklara dalardık. önce ağaçlar, sokak lambaları geçerdi camın ardından sonra sigaralar yakıldı çay bahçelerinde, kediler geçti sandalyelerin altından. yanık saçların ve telefonun ucunda, adımı tekrarlayan heyecanlı sesin... kayaçlar, yuvarlanışlar, kalıbını yitiren kelimeler, uykuyu inkar, uykuya direnişler... süte batırarak yedik, o ölçüm sonuçları...
Yorumlar
Yorum Gönder