Kayıtlar

beş

kemiklerim sızlıyor hastalıktan. beni, kaybolduğum bu zamanlarda anlaman gerek. uzaklık konulu tartışmalara girmeyeceğim. gazete küpürleri, hakların ihlali, zırvalar, boşluklar. nefesinden uzak kalabilirim, tozlu perdenin önünden sokağa dağılırken. yıpranmış kadife koltuklarda, biletsiz, yangın sonrası filmlerimiz. pervasız kalabalık, donuk bakışlar altında yürüyüşler. gözlerim, anlamaktan kırmızı. ve anlamadıklarımdan, gri çivilere asılı. olaysız dağılabiliriz evlerimize. başımızı nereye koyuyorsak, yuva dediğimiz o yere. bize dokunmayan kavgalar görürüz dükkanlarda, camlar kırılır; ilk düşüşte, kanlar dolar lağımlara. başımızı çevirmeden yürürüz. kaybolmama beş kala. sormayacağımız soruların bilinciyle, huzura sonsuz dua. üşüdüğümde paltoma sarılmayacağım, içim titrediğinde kalbine sokulmayacağım vakit. beni giderken anlayacaksın. o hastalıklı halimle. bantları kesip, eksik serüvenlere uçacağız. son uçakta, dilekçe ve bozdurulmamış çeklerle. alı...

bitmedi

sana yazdım satırları, sarıldım karanlığa.  yürüdüğüm geceler,  indi tepeme kaldırımlarda. ne kadar akıcı, dizildi suratın gözümün önüne.  taşlarında biriken tozlar,  doldu boğazıma. siyah inci gözlerin, üzerimdeyken,  söylemek isterken; son defa  kal yanımda.  geçtiğinde zamanı,  biriken acı hatıranın; mavi kuşların şarkısı atar koynunda. becerememişti en keyifli anlarda. ne çok beklemiştik o pencerenin altında. hep öyle olur. biz de becerememiştik. sen,  beklerken beni sahillerde; ben bilmezdim. yine, tutturamadığımız çok şeyden biri.  arardım kitaplarda da,  seni görmezdim.  son umudum, bir gün karşılaşıp koynunda hatırlamaktı her şeyi. yıllar, yollar hiç kesişmedi.  yalnız ağladım. imkansıza. bitiremedim, seni anlattığım hiçbir şeyi. biz, bende hiç bitmedi. 

bitti

her şey çirkinleşti. tırnaklarımı kısa kestim, üzerinde o morun mavisi, en koyudan. hala çekici olmak için uğraşıyor; bu raddede, ne kadar anlamsız. yağ bağlamış düşüncelerim, bedenim; estetikten uzak. dolduruyorum içime tüm kanseri, midem bulana bulana; ağlasam da, durmadan. eklemlerim sancıyor, üç sokak bile dayanamıyorum yürümeye; böyle çıkılmaz dışarı. çıksam da, yanımda kimse gülmüyor. ne kadar uzun zaman oldu, nefesim kesilene dek gülmeyeli; nefesim kesilene dek sevmeyeli. yalanların yükü büyüyor. o serin, rahat rüzgar senelerdir esmedi. her şey öyle yalnızlıktan, öyle uzaklıktan ki; hiçbir kansızlık unutturamıyor, silemiyorum sensizliği. bakamıyorum aynada kendime; ayların acısı birikti irinle, yüzümde. daha da kirletiyorum kıyafetlerimi. hep benimle, acısını yarıştırmadan. artık karşıma alıp konuşmuyorum. benden bitti, çok şey gitti.

görünmez köşkünde

yazılmamış kahramanların aşık olduğu, masalların kadını. siler ellerini, kirli önlüğüne. kimse tutmamış, ondan bu kadar yumuşak. kimse girmemiş yatak odasına, öyle narin, kuş tüyü, dağılmaz. yerli yerinde tüm bibloları. köşesi kırılmış tek bir tane, onu solunda taşır. sakin kafası, gürültüsüz. çalmaz kapısı, hiçbir kapısı. karton kapakları, ciltleri hiç açılmamış. sayfalara bir çift hare düşmüş, çehresinden. ötekiler görmez, inceliğini. ötekileşmiş, ruhu çirkin, düz ovada. tekerler dönmez ona giden yolda. bağlı seyyahların gözü. görünmez köşkünde, tavan arasında kimsenin açmadığı sandıkla. keşfedilmeden, kayboluşa.

vade

çatılardan aşağı düştüğüm rüyalar. ne kadar uzun olabilir? kimsenin haberi yok. asfalta akan salyalarım, kanallara... kimim ben? rüzgardan saçım bozulur, gerisinin önemi yok. belki kazınacak sonraki gün, belki süpürülecek. sarı kurdelelerle aşıklar gezecek. ıslak ıslak öpecek, ölümün üzerinde yaşamı. pisliğin üzerinde cenneti doğuracak. silinecek izleri, hiçliğe. donuk gözleri tabloları süsleyecek. ölgün ölgün arzulayacak, sonunu tekrar yaşamayı. kahverengi, örtecek kavislerin. en son, kağıtlar süzülecek; ona yırtıp attığı. vedasız.

caz kaçakları

her gece aynı yerde,  farklı kalabalıklarda; aynı yalnızlıkların kurduğu köprüydük.  saniyelerin, ömürlük anılara rakip olduğu bakışlarla... -kimse görmeden- kaçamaklar.  mesafelerden sevişen ruhlar, ayrı hayatlar.  karşılaştığımız ilk günden beri,  dinamik hevesle. ikimizin de neden orada olduğu barizken.  hiçbir loşluk engel değildi, üzerimdeki bakışlarını keskince görmeme. gürültü,  karmaşaya rağmen; kuşkusuz ayırt ettiğin sesim gibi.  hep aynı notadan konuşurdum, alıştığım o koyulukta,  bazen sert. aynı şiiri okurdum. yanından geçerken, topuk tıkırtılarım, aynı ritimde; sadece rüzgarım değerdi sana, en güzel danslara bedel, en vurucu notalarda, ağlayan tuşlar.  aylar geçti,  o çamur bizden hiç geçmedi.  uzaktan uzağa,  bataklığa yürüdük.  sana ulaşma çabam,  beni aramaya hevesinle büyüdü her an.  aramızdaki boşluğa rağmen, bazı şeyler öy...

al paltonu, gidiyoruz

dönmeyeceğiz, bu son bakış. o oda artık soğuk. topla cümlelerini, bırakmayalım iz. perdesiz, güneşlerde çürür hatıramız. sesler öldü, benim en yakın arkadaşım. canlı tutmaya çalıştığım tüm ihsanlar öldü. kapatacağız kitapları. yuvarlanacağız merdivenlerden. fitilimizi ateşlediler, aktık tablalara; bazen hazla, vücutlara. zaman geldi, toplanamaz olduk. benim güzel dostum, çok güzel solduk. kalplerimiz buza kadar dondu son kararda. her şeyimizle. yanında en iyi olduğumla, en kötüye kadar. soğuk siyaha, yükselmelerle, hoşçakal.

bu sokakta, yalnız yürünür

bazı sokaklar, yalnız geçilir. bakmadan o berberin tabelasına. okumadan küpürleri. adımlar uymaz artık sokağın kedisine. ahestelik, geçmiş zamanda kaldı. çağırılmaz tozlu depolardan çırak. bir anı daha sığmaz bu taşlara. toplama bozuk paraları, vermeyeceksin kimseye. ezberlediğin eksik kaldırım taşlarını atla bakmadan. değmesin gözün, yerdeki tebeşir çiziğine. değişmedi terzi vitrinindeki ceketler; bakarsan yine dikmek isteyeceksin sol koldaki eksik düğmeyi. çevir kafanı, pabuçlarının uçları seninle. atma elini cebine, bakkal artık o gazozu satmıyor. tek nefeste geç üç katlı apartmanın önünden, pencerede yine tül yok, kaldırma kafanı. aman, selam verme gayri ihtiyari, sokak satıcısına. artık konuşulmaz bu sokakta. geç dükkanları peşi sıra, bir anı daha kaldıramaz kepenkler. artık bu sokakta yalnız yürünür, kaçarcasına.

aynadaki

tüm izinler verildi ama hala tutsağım. gözümü her kapatışımda, beni sevmeyişin batıyor göz kapaklarıma, iğne iğne. açmak istemiyorum, yine de sen varsın orada. dayanılabilir kılıyor tüm çaresizlikler, acıyı. elimde bir tek bu kalmış gibi. hiçbir rüzgar aralayamaz, bir toz bile almam aramıza. hiçbir yere gidemem buradan. bana hiçbir şey vermezsin. kavrulurum umursamazlığınla. sen sevmeyi bilmezsin, ben sevilmem, bilemem. tüm izinler alındı, kaçabilirim senden. kaçsam nereye giderim? ben hep aynamla yürürüm. kırık saç uçlarım taşır, yokluğunu. dökülenlerle, sana bir hayal örerim. belki ışıltıdan uzak, belli ki ömrü uzun olmayacak. belki bırakacağım, tükendiğim vakit. o zamanlar, taşın taşa küstüğü andır. toprak, bırakır çiçeğin ellerini; kainat yutar tüm mucizelerini. işte o zaman bakmam yansımana, sevmeyi bilmezken sevilmeyi daha hiç

kırmızıyı söylemeyin

geceye baktım, en kırmızı, içtiğim şaraptan daha da kırmızı gözlerimle. sigaramdan dumanlar, beyazımdaki kılcallara, alev alev. kana boyadı ufkumu. öyle korktum ki sorgulardan, ihmallerimin sonuçlarından. başımı her eğdiğimde, kan ağladım. uykusuz kaldıkça, uykudan korktum. sessizleşti tik taklarım. oda ve balkon arasında dokuduğum mekikler. belden yukarım sokağa sarkarken, beni kimse görmesin. bulanık gözlerim görmesin hiçbir terk edilişi. görmek istemiyorum aynı kabusları. hiçbir metal tepsi taşımasın o kimyasalı. hayır, bir daha kaldıramam. korkusu bile çok ağır. söylemeyin, kırmızının felaketin çağırıcısı olduğunu. bu korku karnımı ağrıtıyor. hangi teselli ferahlatacak beni? aldansam belki bir söze. kimde var o güç? bıraksam ya kendimi, başım dumanlı, midem bulanırken. yansam yıldız gibi, aldanışlara. bilsem etten ayrılmayacağını. sızmasa içten içe zarara. yalanları gerçek yapsam, bir an için, mutluluğu çalsam; o uzak masallardan. tembihlesem t...

Cuma

Haftanın tüm yorgunluğunu omuzlarına yüklemiş cuma akşamında yürüyorum.  Tü m bıkkınlıklarım boğazımda düğümleniyor.  Zihnim tatil planlarını sığdırabileceğim hafta sonunu atlayarak, gelecek hafta başının telaşını bana hatırlatmaktan kendini alamıyor.  Koşuşturmanın içinde, anda kalamıyorum.  Zamanın pişmanlıklarını harcıyorum.  Hızlı yürüdükçe düşüncelerimden kaçabilecekmişim gibi, adımlarımı sıklaştırıyorum.  Yine sokak lambaları bana "her zamankinden lütfen" diyeceğim yalnızlığı veriyor.  Kol kola girmiş kahkahalara sırıtıyorum.  Benim için de eğlenin.  Ben bir sokak sonra solacağım.  Tahta bir ev ve yayları çıkmış bir yatakta. 

bebek, hep uykusu geldiği için ağlar

defalarca boşalacak, komodinindeki sürahi. yutkunamadığın rüyalara, uykular küsecek. hiçbir hikaye senin olmadığı için, sönecek anlatımların. kana kana arzuladığın serüven, çöle kuruyacak. iğnelerinin gösterdiği hiçbir yön serabı bulmayacak. sanrıların oyunu ve karaciğerin iflası. halsiz kollarının sardığı geçmiş, dönüp dönüp kafana vurduğunda kabzasını, pıhtılar akacak gömleğine. gözbebeklerin kadar koyu, ciğerini kusmuşsun gibi, parça parça. kimsenin söylemediğini sandığın kelimeler duyulacak, kimsenin inanmadığı bebeklerin ağlayışı. hep aynı. hep uykusu geldiğinden. yarım bıraktığın uğraşlarla, farklılıklara kandın, suratlarda. uzun yolu sevmediğinden, kusturdu dönemeçler, raylara, paslı paslı. uyandırmadı hiçbir düdük sesi. bağlı gözlerinle, aç kaldın. kulağının duyduğu sadece, yastığa koyduğunda, nabzın. üniformalar farklı renkteyken bile, hep aynı. trende maphus ya da zindanda yolcu. döve döve kazandı, yanılgı. revirlerde ağlattı pişmanlığın. hep ağlad...

gamble

gidemeyiz, her akşam zarların döndüğü masada, cinayetin izleri var. çiğneyip tükürdüğün karanfil, ayağını kaydıracak. ayakkabısız gezmediğin odalarda, pişman edecek seni yatay ışık. o sandalyede oturduğun, çok belli, senelerce o kolçağı kavrayan küt parmaklar, senden başkasının değil. beyaz elbiseli adamlar girecek, seni soymaya, yeşilinden. soğuk metale oturtacaklar, jilet takımın kırışacak. mektuplar almayacaksın. sövgüler yatağına kadar gelecek, sabahlara kadar döneceksin. altın zamanların, hayale dönüşecek.

o kadar hayalim yoktu

asansörde kaldım bu sabah. telefonumu unuttuğumu fark etmiş, tekrar eve çıkıyordum. birinci kata gelmeden, hop bir sarsılma ve karanlık. anlamadım ilkin. sonra bir heyecan. asma katı bulmuş şansım, pürüzlü beton dikili karşımda. burundan beş diyafram nefesi alınca, paniklememe değecek kadar hayalimin olmadığını hatırladım. çöktüm yere. cebimde peçete, buruş buruş; makineye atarken orada unutmuşum. çiğnenmiş bir sakız ve çakmak. sakızı ayıramadım kağıttan. çakmak epey oyaladı beni, ateşe danslar, oyunlar yazdım. sahne yarım kaldı ama, fazla eğilmişim, yüzüme düşen minik saçlarım yandı. kafama vurdum sonra biraz. söndüler. içim titremeye başladı bir anda, ritmik, bir şarkı gibi, sağ boşluğumda. elimi attım, iç cebimde, cep telefonum. operatörüm arıyor, reddettim çağrıyı. bomboş geldi o an her şey. hep böyle dikkatsizdim. sesler geldi dışarıdan, beni kurtaracaklarmış. neyden? iki saat sürdü çalışma. uykum geldi, tam kafamı koyacaktım, hareket ve ışık geldi. aydınlı...

ekmek ve gazete

jaluziden ahşaba yansıması, şerit şerit. işten ve hayattan kovulanlar, akşam güneşiyle uyanırlar. alttan ikisi kırık,  sol kaburgam.  mavi kuşun kuyruğu sıkışmış.  zor fark ettim, tel tel olmuş, toza kaçmış.  iki kadeh viski, buzsuz; biri bana, diğeri bağlı ellere.  çıplak tene, kahverengi battaniye.  ne kadar üşenmiş.  bulaşıklar lavobada,  çağdaş sanat.  evim, biletsiz müze.  gelsenize.  istanbul'da sular akmıyor. tarlalara göç başlar.  trajik.  kim değiştirdi rotayı? ağacıma gri dikmişler.  kazınmaz artık gövdelere, yüreğe sığmayanlar.  ne saçma.  hatalar yapacak saf aşıklar,  aynı çizgide duramaz.  yakın onlara sigaraları.  perşembeden cumartesiye.  çamaşır günü ve aidat. para çıkmaz çocuk, git bana ekmek al.  kuşlarla bölüşürüz.  mavi değil.  sular akmıyor yine istanbul'da, hangi yüzyıldayız? elle...

intikam

saçımdaki siyah aktı sevişirken, terimle. adımı veren girdap, dönüştü kanatlı sülüğe. girintili yollar, uğultu, savaş, bayrak direği ve liman. yabancı dilde mavraları ve aşüfteleri silerken aklından. sıtma bu sefer tanıdık topraklarda. baş ağrının ilacı yok. hemşire fantezileri kanlı kostümlerde. girdim kulağından, sıcak zift. beyninde kahkaha, disko topu ve rakslar. zırla bebek, zırla fetüsün bu canavara dönüşene kadar çektiğin tüm acıları hatırla. derindeki her gerilme, her büyüyüş, uzayan kemiklerin. kaldıracağım tüm virgülleri sanrıları gerçeğe çağır, zeplininden atlarken bir iki üç üç iki iki ipine sarıl ve lanet çukurunda kendi pisliğinde, kamışından sızanla üre seni gözlerin açık deşecek böceklere. boğul tek nefeste. imdatsız, sirensiz. son vuruşumda. topuklu ayakkabılarımla geçeceğim üzerinden. kaçık kafam ve salak kilotlu çorap. o adam kolumda, adamlar, güçlü bilekleri ve sözleriyle. kıvranışın yatakların ve zevkin sesinde. elektrik fışkıran prizler ve cızırt...

çok güzelsin jouline

çok güzel bakıyorsun, sabaha karşı doğuşunda bir şuhluk. ışığı öyle süzüyorsun, kare kare. eteklerin olsam, güzel bacaklarına çarpan. kalın bileklerin umrumda değil. paletteki en güzel renklersin. bakır buklelerin. sonbaharda üşüyen ensende. en sıcak dansın notasısın. cürretkar kahkahaların. o şiirden çıkmışsın, elinde sigaralığın. şu kinin de olmasa, çok güzelsin jouline. bordo sürmeli gözlerin.