saklı bahçe, arka bahçe

kim fark ederdi?
her şey bu kadar sıradanken
her şey bu kadar basitken;
alacalı uçan balonlar gibi...
hor görülmeleri duymuyormuşçasına davranan kırgınlar kahvesinde
çay, simit ve akordeon;
en önemsenmemiş haliyle geçti önümden.
eski terzilerin işçiliği,
elde dövülmüş ayakkabılarıyla hiç yaşamadıkları aşkların mezarına çiçek taşıyan kadınlar...
aynı hikayeden çıkmıştı hepsinin tozu.
böyle silineceğini bilmenin verdiği yükü,
naftalinin geniz yakıcı kokusuyla nssıl yarıştırabilirim ki?
cepler, cepkenler, ilkler
eller hep üzerinde geziyor.
yaşları pınarlarda,
makyajı yüzde tutmalar
en asılından.
rüzgar biraz daha sert esse, yıkacak arnavut kaldırımda titreyen bacakları.
göz yaşlarını gönderilmeyecek mektupların sarı kağıtlarından başka bir yere dökme ihtimali,
korku
ah
korkunç
ne acı.
aşk saklandı
aşkın acısı daha çok saklandı, genç kızlık odalarında.
kırlent gibi
dantel gibi kaldı o kadınlar.
yüzleri yıprandı,
umutsuzlukları kolalandı zamanla.
kim fark edebilirdi
kendini bu kadar silebilmiş,
aşkını yüreğine sığmayacak kadar büyütüp,
belli etmeyeni?
bu kadar basit.
sevimsiz.
sevgisiz arka bahçeler.







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

uykusuzlar listesi

mavi tuna valsi

kadın