tik tak

bir oyuncağım vardı. kurmalı bir oyuncak.
beş yaşımdaydım ve oyuncak babamın eli kadardı.
oyuncağın arkasındaki kelebeği sol elimle, kendini de sağ elimin ayasıyla tutar çevirirdim.
masaya koyduğumda hemen çalışmazdı, babam, takılıyor getir bir gün bakayım, derdi . takılmıyor, sadece başı dönüyor ve kendine gelmesi için biraz dinlenmesi gerekiyordu. abim kafama vurup, aptal öyleyse onu değil kelebeği çevir derdi. ama öyle yapınca parmağım acıyordu, yapmazdım, aptal değildim. çalışmaya başladığında karşısına geçip onu izlerdim. yavaşça bir ayağını kaldırırdı. çok yavaş. öyle yavaş ki ayağını yere değdirene kadar bir saat geçtiğini söylerdi annem. ve her adımda tık diye öterdi. sokakta çocuklar bağırır, tık. sokakta anneler çocuklara bağırır, tık. gözlerimi kırpmam, gözlerim acır, annem kızar, bir tık daha. ben ağlarım. annem beni alır, uykuya götürür.


seneler geçti. bana büyüdüğümü söylediler.


bir masa saatim var  saat başı öter. gece yatakta gözümü tavana diker bakarım. tık eder. kafandaki ses bana aptal der. aptal mıyım? tık. sokakta ayyaşlar bağırır, tık. sokakta polisler ayyaşlara bağırır, tık. bakarım, gözlerim acır. ağlarım, gözlerim yanar. tık. uyku beni alır, alır götürür.




zamansız yerleşmeler kasım 8 2018

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

uykusuzlar listesi

mavi tuna valsi

kadın